Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum?

tarama0004Bazı kitaplar vardır hani, okurken o duyguyu, coşkuyu çok yoğun yaşarsınız. Duygusalsa ağlatmayı, komikse güldürmeyi, fikri ise düşündürmeyi çok iyi becerir bu kitaplar. Zaten bunun için de çok kıymetli olurlar; içerdiği mesajın, konunun, fikrin ne olduğundan ziyade size nasıl hissettirdiği önemlidir. İşte Bil Bakalım böyle bir kitap çocuklar için. Okurken -biraz da ses tonu ve mimikler ile renklendirirseniz okuyuşunuzu-çocukların kitaptaki “sevgi” mesajını net bir şekilde alıp ne kadar mutlu olduklarına şahit olabilirsiniz. Üzerinde bir yaş sınırı göremedim. Zaten kitaplarda da eğitim olayında olduğu gibi bir alt-üst yaş sınırı olmasını çok doğru bulmuyorum. Fakat genel anlamda düşünürsek 2 yaşından itibaren okunabileceğini düşünüyorum. 5 yaştan büyük çocuklar için sıkıcı gelebilir; çünkü resimlerin yoğun, yazıların az olduğu bir kitap. Aslında 4 yaş çocukları bile daha uzun hikaye,masallar dinleyebildikleri için onlar için de basit görünüyor olsa da, içeriğindeki o sevgi ve mutluluk, çocuklara yansıyor.

Kitabın içeriği ise kısaca şöyle: Yavru tavşan anne tavşana bil bakalım seni ne kadar seviyorum diyor ve birbirlerine karşılıklı “ben seni şu şu kadar” “Ben de şu şu kadar seviyorum” diyorlar. Sonunda ise yavru tavşan uyuyakalıyor. Kitabı okurken sevgi pıtırcığı haline gelen yavrunuzla birbirinize bolca sarılmayı unutmayın. İyi okumalar…

Okura not: Özellikle karton sayfa ya da karton kapan olan ve hedef kitlesi okul öncesi olan kitapların ne kadar (gereksiz) pahalı olduklarının farkındayım. Bunun için bulunduğunuz ilçedeki kütüphanelerin çocuk bölümlerinden faydalanabilirsiniz. Böylece herhangi bir kitabı çocuğun sevmemesi durumunda gereksiz para ödememiş olursunuz. Çok sevdiği ve başucu kitabı yapmak istediği biri olursa da en azından sadece onu satın almış olursunuz. Hem birkaç haftada bir değişim yaparak çocuğunuzu epey miktarda kitapla tanıştırmış olursunuz.

Oyun Önerisi: Çuval Yarışı

Eskiden evlerimizde bir şekilde çuval bulunurdu. Ya köyden gelen cevizin, unun çuvalı olurdu, ya yünler olurdu çuvallar dolusu. Bahçeli bir evde çocukluk geçirdiysek daha da kolaydı oyun üretmek. O zamanlarda piknik, kutlama, akraba buluşmaları gibi organizasyonlar olduğunda çeşitli müsabakalar düzenlenirdi, bunlardan biri de gülmekten yarışanların bile koşmakta zorlandığı çuval yarışı idi.

cuval-yarisiYanda gördüğünüz görsele internette gezinirken rastladım, bir oyuncak firması fırsatı ganimet bilmiş, çocukların oynayabileceği cicili bicili çuvalımsı şeyler üretmiş sanıyorum. Her şeyin orjinalini, aslını yitirdiği bir dünyada, bir çuval bile çuval olarak kalamıyor malesef. Ne kadar albenili, o kadar kârlı! Bu tüketim çılgınlığına sevkeden üretim furyası anneler olarak bizlerin düşünme yetisini de elinden alıp kolaycılığa alıştırıyor. Oysa gayet üretken olabiliriz. Her şeyin hazırını elde etmeye çabalamaktansa, o an için elde,evde ne varsa ondan faydalanabiliriz.

Çuval yarışı oyunu ne kadar kalabalık oynanırsa o kadar eğlenceli olsa da, evde iki ve daha fazlası çocuğunuz varsa birlikte oynayabiliriz. Gülme krizleri garantili! Tabi eğer alt katınızda komşularınız varsa bu durum hoşlarına gitmeyebilir. Böyle durumlarda yanınıza yedek çuval(poşet) alarak parka çıkıp orada oynayabilirsiniz. Yedekleri alabildiğiniz kadar çoğaltın ki yanınıza gelip “Biz de oynayabilir miyiz teyze?” diyen çocukları oyuna katar, hem çocuğunuza arkadaş bulmuş, hem de eğlenceyi katmerleştirmiş olursunuz.

*Çuvalı olmayanlara: Büyük mağazaların iki yanlarından tutulan poşetleri  çocuklar için çok güzel oluyor(FLO poşeti gibi mesela. Aynen görseldeki gibi oluyor.Kolayca tutuyorlar yanlarından ve daha güzel zıplıyorlar.). Hiçbiri yoksa evde bir nevresim takımının yastık kılıflarını alın.