Düzen Takıntısı

Her şeyi bir plan dahilinde, belirli saatlerde ve düzen içinde yapma takıntısı sizde de var mı? Hadi itiraf edin, var değil mi? Düzen konusunda bizi bu hale yine sistemin getirdiğini düşünüyorum(tabi bir de okullu kafası var ama ona birazdan geleceğim). Bebek doğunca hastanede “İki saatte (en fazla üç saatte) bir emzirin, 15 dakika bir göğüsten 15 dakika diğerinden” diyen hemşireleri hatırladınız mı? Ne kadar da güzel ve düzenli, planlı programlı hayat ! Bebeği eline alınca, anlıyorsun işin aslını, hiç de öyle kurulu robot gibi 15’er dakika emip, 2-3 saat uyumuyor o bebek. Düzene takınca da, “bebek dediğin uyur, hastanede de böyle dediler, bunda bir anormallik var” diye düşünüp kafayı yememek işten değil. Düzen demişken Tracy Hogg’tan bahsetmesem olmaz. Bir dönemi kasıp kavurdu EASY ile. Bunu uygulamak için hayatı kendine de bebeğine de zindan eden anneler tanıyorum. Nedir EASY? Eat(yemek), Activity(Aktivite), Sleep(uyku), Your time(sizin zamanınız). Ne kadar hoş değil mi?! Bebek emecek, biraz bakınacak(aktivite bu küçücük bebe daha ne yapsın), sonra uyuyacak ve sizin vaktiniz! Ne isterseniz yapabileceğiniz yegane zaman dilimi. Zaten biliyorsunuz ki yavrucak en az 2, en fazla 3 saat uyuyacak. Bu kullanım kılavuzunun işe yaramadığını, bebeğin teknolojik bir alet olmadığını, kazın ayağının öyle olmadığını yani, anlıyorsunuz ve işte o zamana dananın kuyruğu kopuyor. Böyle olunca da, bu düzensizlik, başıbozukluk, bir sonraki saatlerde ve günlerde ne olacağını bilemiyor olmak strese sokuyor insanı. Bebeğin en güzel zamanlarını bundan şikayetlenerek geçiriyor, çünkü bu bebek saatlerce emiyor ve ancak tuvalete gidecek zaman bırakıyor anneye(Hatta bazen onu da bırakmıyor!). Oysa, o sağlıklı bir bebek ve anneciği yanında, Allah süt gibi bir nimet vermiş emiyor nasibi kadar. Annesi de sağlıklı en azından ve bebeğine bakacak gücü var. Sevinip şükredecek birçok sebep varken, var olan karmaşadan şikayetleniyorsak düzen takıntısından. Hani eve yeni bir bebek gelince düzen de bozulur değişir diyorlar ya, değişmiyor bozulmuyor. Yok oluyor!

Bunu bilerek ikinci adıma geçelim sevgili anne. Ne yapacaksan bu düzensizlik içinde yapacaksın. O kadar çocukla kitap okumaya nasıl zaman buluyorsun sorusu en sık duyduklarımdan birisi mesela. Eğer sen kitap okumayı bir rutine bağlamayı, günde bilmem kaç sayfa okumayı, kırtasiye malzemelerinle süslediğin masana kurulup yanında en sevdiğin not defterin ile kitap okumayı düşünüyorsan bunu asla yapamayacaksın(çocukların hepsini aynı anda okula postalayıp evde yan gelip yatacak vaktin yoksa tabi). Düzenin sana gelmesini beklersen gelmez çoluk çocukla, sen bu karmaşada kendine o imkanları oluşturmaya çabalayacaksın. Mesela emzirirken ayağında sallarken bir taraftan okuyabilirsin. Bebeği uyuttun ötekilerinin önüne etkinlik yapacakları bir şeyler/malzemeler koydun, yanlarında oturup okuyacaksın. He böyle demişken o kadar toz pembe değil tabi. “Senin resmin çirkin dedi bana, o da benim kafama oyun hamuru attı saçıma yapıştı,benim kadığımı yırttı, okumama karıştı, çok bağırıyor konsantre olamıyorum” çığlıkları,kavga dövüş  bir atmosfere dönüşecek ortam tabi. Ama sorun değil, düzene ihtiyacımız yok; kavgayı sonlandırıp devam ediyoruz okumaya. Hem çocukların da buna alışması açısından iyi oluyor. Şu an annenin zamanı, kendine zaman ayırmak ve bunu kitapla değerlendirmek istiyor, saygı duyacaklar ve kendi başlarına takılacaklar. Bunu rastgele yapabilirsiniz, her gün aynı saatte aynı zaman dilimi arasında değil.

Okulsuzluk mantığı işte böyle her şeyi bir düzene bağlayarak değil, doğal sürecine bırakarak ilerlemesine fırsat vermek demek oluyor. 40 dakika ders, 10 dakika teneffüs gibi bir düzene oturtmaya çalışılan sistem ne kadar sağlıklı? Ama yetişkinlerdeki düzen takıntısının bu 12 senelik eğitimin sonucu olduğuna inanıyorum. Oysa 5-6 yaşlarındaki çocukların 40 dakika boyunca sabit durarak odaklanmalarını beklemek bile haksızlık. Ben Peygamber(s.a.v.)döneminde böyle bir okul sistemi olduğunu ne duydum, ne okudum. Ama ne yazık ki içinde bulunduğumuz dünya böyle bir dünya değil. Çocuklarda eğitime başlamak için belli bir yaş olması bile doğru değil ki. Ne demiştik her şeyin bir zamanı var. Neyse bu konu çok uzar, sizi de sıkmak istemem. Daraltayım hemen tekrar mevzuyu.

Çocuklarla bir şeyler yaparken ya da kendi kendimizin eğitimi kişisel gelişim vs. adına bir şeyler yapıyorken bunun düzenli, planlı-programlı olması konusunu takıntı haline getirirsek, bu düzen bozulduğunda yapamaz hale geliriz ve içsel motivasyonumuzu kaybederiz. Mülteci bir aile tanımıştım iki yıl kadar önceydi. Üç çocuklu dul ablamız, çocukların hepsini Kuran ezberletiyor hafız yetiştirmek istiyordu. Biri zaten hafız olmuş, biri yarılamış, diğeri de 8-9 cüz ezberlemişti. Onlara okuma-yazma öğretmiş, unutmamaları için ellerindeki yegane küçücük hadis kitapçığından yazılar yazdırıyordu geliştirmek için. Ve bunları misafir olduğu bir evde, bir odanın içinde üç çocukla yapıyordu. Savaşlar, sonrasında hicret, sonrasında nerede konaklayacağı bile belli olmayan bir yaşantı içinde şu çabaya bakın. Biz olsak bunu başarabilir miydik? Çocukların bir masası hatta birer odası, her birinin birer defteri kitabı kalemi ve ders çalıştığımız belli saatlerimiz olmalı değil mi bizim? En büyük içsel motivasyon kaynağım olan bu olayı sizin de şevkinizi artırsın ve çocuklarımız için de kendimiz için de Allah’ın bizim için yarattığı anı, şartı, durumu düşünerek, ona adapte olarak hareket edelim diye yazdım. İğne bana, çuvaldız size….

Reklamlar