Ya Bizim Duygularımız?

Bir önceki yazıda çocukların duygularını ifade etmelerine fırsat tanımak gerektiği üzerine yazmışken, yeri buraya da geldi. İnsan olmanın gereği bütün duyguları taşıyoruz, fakat bunları göstermeye gelince çekiniyoruz. Herkesin içinde ağlayamıyoruz mesela “tuh rezil oldum”diyoruz. Oysa gülmek kadar doğal değil miydi ağlamak? O da bizim duygumuzu dışa vurma şeklimiz değil mi? Sinirlendiğimizde aslında öfkemizi dışa vururken yüzümüzün, kaşımızın gözümüzün nasıl hal aldığının farkındayız da, başkalarının yanında bundan sebep öfkelenemiyoruz. Dışa dönüklüğü bırakıp eve dönelim şimdi, çocuklarımıza…

“Çocuğun psikolojisi bozulur beni ağlarken görmesin” diyor bir anne. Ya da yanında bir arkadaşının, kendisiyle dertleşirken ağlamasına fırsat vermiyor. Öfkelendiğinde çocuğa tepki veriyor, sonra gidip özür diliyor: “Affedersin, öfkelenmemeliydim, sana bağırdım kusura bakma”. Kahkahalarla abartarak gülmeyi şanına yakıştıramıyor bir baba, otoritesi bozulur sanıyor. Çocuk bazen öyle şirin davranıyor ki, az önce kızdığı için şimdi öpemiyor “tutarsız davranmamak” için ebeveyn. Oysa o an hissettiğimiz duygular neyse bunları dışa vurmakta çekinmemeliyiz. (Tabi yine makul şartlarda, öfkemizi dışa vurmak için çocuğu dövmek duyguyu ifade etme biçimi değildir zira.) Çocuk psikolojisi gerçekten önemli bir alan ama böyle gerekli gereksiz yerlere sokuşturunca anlamını yitirdiği gibi, manasız da oluyor. Sen bir insansın ve taşıdığın duyguları karşındaki minik insan da taşıyor;her ne kadar ifade ediş biçiminiz farklı olsa da. O yüzden ağlamayı da bilmeyi gülmeyi bildiği kadar, birlikte sevindiğiniz kadar birlikte üzülmelisiniz de, kızmalısınız da yeri geldiğinde tolere ettiğiniz gibi.

Bazen bazı videoları seyrederken büyük oğlan yüzüme bakıyor, özellikle gözlerime. Tepkimi ölçmeye çalışıyor o an, robot gibi mi durmalı çocuk etkilenmesin diye? Çocuk etkilensin, ortada üzücü bir durum var ve ağlanacak olaylar. Öyleyse üzüldüğümü dışa vurmalı ve gözyaşları ile bunu ifade etmeliyim. Ve aynı şekilde çocuk bir şeye üzüldüğünde bunu gözyaşları ile dışa vurabilsin. Peygamberin(s.a.v.) koca bir ümmet içinde sakalı ıslanana kadar ağladığını okumadın mı hiç? Ve sahabilerin de koca koca adamlar olarak hıçkırıklar içinde ona eşlik ettiğini? Kızdığında yüzünün kıpkırmızı olduğunu ve sinirlendiğini işte böylece sahabenin anladığı bir Peygamber(s.a.v.) örnek benim önümde; ve dahi çocuklarımın da önünde…

Büyük oğlanın okulda ağlayası gelmiş bir gün olayı hatırlamıyorum şimdi.” Bana gülerler diye ağlayamadım” dedi. “Gülerken çekiniyor musun arkadaşlarından” dedim, hayır dedi. Öyleyse ağlarken neden çekindin? Çünkü cevap basit: Dalga geçerler! Be-bek be-bek ağlıyorrr derler evet. Çünkü toplumu değiştiremiyorsun, yaşadığın çevreyi de. Değişime sen evinden başla diyorlar ya, sen başlıyorsun da etraf başlamayınca olmuyor. Sen duygularını ifade etmekten çekinme derken, akran zorbalığına henüz yedi yaşında maruz kalan bir çocuk ağlayamıyor bile. Oysa Müslüman ümmetin çocukları böyle olmamalı. Anneler duygularını çocuklarının yanında rahatça ifade edebilse, toplumsal algıları değil, Kuran ve Sünneti referans alsa, çocuklarına da aynı şekilde duygularını ifade edebilmeleri olanağı tanısa…

Bu ara duygulara takmış olabiliriz evet : (