Levent’in İzinde Kitap Okumayı Çocuklara Sevdirmek

Sizin bir şeyi çocuğun yanında -rol model olacak şekilde- çok sık yapıyor oluşunuz ve çocuğu buna teşvik edici hareketler ile sözlü telkinlerde bulunmanız, çocuğun o hareketi mutlaka yapacağı anlamına gelmiyor. Çünkü çocuk, elinizde kullanma kılavuzunun olduğu bir robot değil; öyle yönergeleri takip edip kurulumu tam yapınca, istediğiniz sonucu kesinlikle alabileceğiniz bir mekanizma hiç değil. Fakat tabi ki çocuğa bir davranış kazandırma konusunda bunları yapmamız-yani örnek olmak, telkinde bulunmak- gerekiyor, sonuçtan değil icraattan sorumluyuz çünkü biz. Değinmek istediğim, beklentiler içine girerek hayal kırıklığına uğrama noktası; oysa ne diyorduk? Karşımızdaki bizim bir parçamız ama biz değil. Bizden bağımsız karakter/ kişilik taşıyan ayrı bir birey.

kitap çocukBu girişi neden yaptım, konu başlığı ile alakası ne? Kazandırmak istediğimiz davranış kitap okuma alışkanlığı ise peki, aynı durum geçerli mi? Evet! Çocuklar, anne, kitap ve alışkanlık kazandırma serüveni hakkında şöyle kaba taslak bir anlatım yapayım size tecrübe ile sabit. Çocukların kitap okumayı önemsemesini isteyen çoğu anne, kendi de kitapları seven bir annedir. Aksi, sadece taklitten ibarettir(Zaten bunu çocuğa aldığı/seçtiği kitaplardan filan da anlayabiliyorsunuz.) Kitap sevdalısı bir anne olarak, çocuklarımın da aynı kara sevdaya düşmesi için elimden geleni yaptığım kanısında idim ve taze anneler gibi, 2+2=4 ise,  çocuk da kitap okumayı kesin sevecekti. Çünkü, annenin elinde her daim bir kitap görüyor, anne arada derede o kitapları okuyor ve çocuk buna şahit oluyor, ayrıca çocuk henüz yürümeye bile başlamadan elinde bez kitaplar, sonra kartonlar, derken kuşe kağıtlar…Yani davranış kazandırmak için gereken her şey hazır: Rol model olmak, telkinde bulunmak, aynı davranışı edineceği fiziki koşullar! Gel gelelim kazın ayağı hiç de öyle değilmiş. Annenin bir kitapkurdu olması, eşit değilmiş  ki çocuk da bir kitapkurdu olsun. Oysa bunca koşulu sağlayan annenin kafasındaki düşünce, çocuk okumayı bir öğrensin deli gibi kitap okuyacak(hatta içten içe çocuk okumayı öğrenmek için ayrı bir heyecan duyuyor gibi hissedebilirsiniz anne olarak). Okumayı öğrendikten sonraki süreçte, büyük oğlanda hiç de öyle kitaplardan ayrılmaz bir hava oluşmadı; aksine sevmiyor okumayı(sevmiyordu diyeceğim aslında ama meraklan biraz daha sayın okur). Bunda zannımca okulun payı da büyük, bir zorunluluk halinde öğrendiği ve okumaya karşı baskı hissettiği için de olabilir bilemiyorum. Çünkü sürekli olarak benim okumamı istiyorlar, dinlemeyi kitaplara bakmayı seviyorlar, sadece okunan kitapların sayfa sayısı ciddi manada arttı; bu da takdir edersiniz ki anne için epey zorlayıcı oluyor. Bu durumda, kitaplar konusunda da aynen ilk paragrafta yazdıklarımı düşünmeye başlamıştım. İnternetteki bir yazıya denk gelene kadar…

Bazı şeyleri bilirsiniz, denediğinizde güzel sonuç alacağınızı da içgüdüsel olarak mı desem nedir hissedersiniz. Fakat harekete geçmeniz için bazen bir cümle, bir işaret, bir el beklersiniz. “Kitap okumayı sevmeyen çocuk yoktur, okumayı seveceği kitapla karşılaşmamış çocuk vardır” cümlesi, harekete geçiren ve beynimde ampuller yakan bir cümle oldu. Elbette bunu düşünmüş, sırf bu nedenle kütüphaneden -her ne kadar içeriğini eleştirsem de-Pıtırcık serisinin birkaç kitabını almıştım eğlenceli buldu diye. Kütüphaneye götürdüğümde de inceleyerek kendisi seçsin, böylece benim zorladığımı düşünmeden kendisi severek okur zannına da kapılmıştım. Fakat kendi seçtiği kitabı bile okuması ciddi zaman aldı. Yani bunlara rağmen kendini kitaplara adamış bir çocuk yoktu karşımda anlayacağınız. (Değinmek gerekir ki bazen de bazı şeylerin zamanı vardır. Yani belki de kitap okumayı yeni öğrendiği için hemen balıklama atlamayı tercih etmiyordur çocuklar. Biraz zaman geçmesinin, büyümelerinin gerektiği de bir gerçek.)

leventUzun zamandır ününü duyduğum bir Levent serisi vardı ama daha yaşının küçük olduğunu düşünüp incelememiştim. Kitaplarda yaş belirtmeyi hiçbir zaman desteklemediğimi bilirsiniz. Üzerinde +9 yazan bir kitap da, 7 yaş için çok alınabilir gelmemişti.(oysa okul öncesi çocuklara bile biz okuyabiliriz.)Fakat kitap okumayı sevdirmenin bazı kriterleri vardı: Çocuğunu tanımak, neyden hoşlanır, nelerden zevk alır ve dikkatini ne çeker bilmek! Bu sebeple bir erkek çocuğunun dikkatini baş karakterin erkek olduğu bir kitabın çekeceğini düşünmüştüm. Bir de çok satanlarda yer aldığına göre çocukların ekseriyeti seviyor olmalı ki çocuklar söz konusu olduğunda daha kolay genelleme yapılabiliyor. Seriyi iyice inceledim, gerçekten çok eğlenceli görünüyordu,sürekli maceralar ve erkek arkadaşlar! Üstelik 3 set haline gelmiş bile(bir sette 5 kitap, yani toplam 15 kitap). Bir de Levent’in şimdi Türkiye’nin çeşitli illerini gezen versiyonu çıkmış. Yani alınacak çok fazla Levent kitabı birikmiş bile. İnceledikten sonra yeni başlayan için Levent İz Peşinde’nin 1. serisinin mantıklı olduğunu düşünerek ve biraz da çekinerek seriyi almaktansa içinden bir kitap almayı tercih ettim(deneme maksatlı, bakalım sevecek miydi?).

Birinci serinin Hazine Kaşifi isimli kitabını aldım. Bir gün Levent arkadaşlarıyla bir kutu bulur, içinde bir mektup vardır, mektubun gösterdiği yönergeleri takip edince başka bir mektup daha bulurlar, sonra nereye varacaklar ve kutuda hazine var sanan arkadaşlar gerçek hazineye ulaşabilecekler mi? Maceralar akıcı bir dille anlatılıyor, resimler de dikkat çekici olmuş. (Timaş Çocuk’u çocuk kitapları konusunda çok başarılı bulduğumu daha önce de söylemiş miydim?Bu ara epey bir kitap aldık, birikti ama yazı yazacak fırsat bulamıyorum malumunuz.) 40-50 sayfalık kitapları bile okumakta nazlanan ve sırf okumak için okuyan bizim bir numara, Levent’e bayıldı ve 92 sayfalık kitabı bir günde bitirdi. Şimdi serinin diğer bütün kitaplarını da almak istiyor. Demek ki gerçekten neymiş: Kitap okumayı sevmeyen çocuk yokmuş, onun seveceği bir kitabı ona sunmamış anne-babası varmış. 

Bir konuya daha değineyim, yazı yine çok uzun oluyor:( Oyuncakta cinsiyetçiliğe karşı çıkan insanlar açısından, kitaplara bile cinsiyetçi anlayışın yerleştirilmiş olması eleştirilebilir bir nokta belki. (Levent’in muadili kızlar için Şirin serisi var.) Fakat ben böyle düşünmüyorum. Özellikle de kitaplar söz konusu olduğunda-ya da bir film izlerken bile- kendinizi onun yerine koyduğunuz karakter genelde hemcinsiniz olur. Çünkü diğer cinsin fıtratı, istekleri, olaylara bakış açısı, düşünceleri farklı olur ve siz bunu içselleştiremezsiniz. (Sarah Jio’nun kitaplarının özellikle Böğürtlen Kışı’nın neden kadınlara, bilhassa annelere hitap ettiğini de bu bağlamda anlamış oldum.) Fakat kendinizi yerine koyabildiğiniz, o maceralara/olaylara/üzüntüsüne/neşesine ortak olabildiğiniz karakter kendi cinsiniz olduğunda, kitap sizin için daha çekici ve etkileyici oluyor. Bu nedenle kitaplarda böyle bir ayrıma gidilmesini doğru ve hatta gerekli de buluyorum. (Bu nedenle genelde aldığım kitaplarda bir abi ve kızkardeş oluyor, kendilerini daha kolay yerine koyarak, davranış edinebiliyorlar.)

Kitapları çocukla birlikte seçmek de doğru çözüm değil bence, onun nelerden hoşlanacağını bilerek ilk etapta yine seçimi biz yapmalıyız diye düşünüyorum. Tabi bu ilkokul seviyesindeki küçükler için geçerli. Tamam bitirdim…

 

 

Reklamlar