Dediğimi Yap, Yaptığımı Yapma!

Bizim üst neslin yani anne-babalarımızın çok sık kullandığı bir söz öbeği idi bu: Dediğimi yap, yaptığımı yapma! “Ama” diye başlayan itirazlarımız olacaksa da, pat diye önünü keserdi bu cümle. Bize öğütledikleri ile yaptıkları şeyler çeliştiği anda seçmemiz gereken şey, onların yaptıkları değil dedikleri olurdu.Fakat şimdi bizler de anne-baba olduktan sonra, acaba öğrenilmiş olan davranışı mı, söylenilmiş olan sözü mü taklit ediyoruz?

Bu söz öbeği üzerine uzun uzun düşündüm, (aslında başka bir yazı yazacakken zihnim buraya getirdi beni) çocuklarımıza kendi yapmadığımız şeyleri öğütlerken neler hissediyor olabiliriz acaba diye(ya da anne-babalarımız neler hissediyorlardı bize böyle söylerken). Oysa biliyoruz ki en güzel örneklik rol model olmakla gerçekleşir. Çocuk bakar, anne-baba neler yapıyorsa bunu aynıyla taklit eder. Söylediği sözlerin kulağına küpe olduğunu düşünsek de,davranışla desteklenmemiş sözler sadece kuru birer yaprak yığını gibi oluyor, en ufacık rüzgarda savrulup giden cinsten.

Neden söylüyor olabiliriz’e dönersek, bizim (ve doğal olarak ebeveynlerimizin) çocukları şekillendirebilme gibi bir düşüncemiz var. Biz, belirli yaşa gelmiş ve karakteri/kişiliği oturmuş bireyler olarak değişemiyoruz sanki. Yaptığımız şeyin yanlış olduğunu bilsek de, o an bize onu yapmamızı telkin eden o iç sesimizi dinliyoruz. Fakat içerilerde bir yerlerde de o yanlıştan ötürü huzursuzluk duyuyoruz. Bu huzursuzluk tek başınıza iken bastırabileceğiniz bir duygu, fakat günün 24 saati, haftanın yedi günü, ayın otuz günü ve yılın 365 günü sizi gözleyen birileri varken bastırmanız öyle zor oluyor ki. Yine o içerilerden bir yerlerden, yanlış örneklik olma korkusu yükseliyor ansızın, yaptığım yanlış, fakat artık bu yanlışa ortak olan, onu gören ve belki de bunu kendi hayatında da uygulayacak olan biri var yanımda, korkuyorum, öyleyse ağzımdan dökülmeli tam da burda bu kelimeler durumu kurtarmak için: “Dediğimi yap, yaptığımı yapma”.  Oh, şimdi dünya varmış! Söyledim ve bütün durumu kurtardım!

Yanlış olduğunu bile bile yapıyoruz evet, çünkü az önce dediğim gibi tam da, biz değiştiremiyoruz kendimizi. Oysa çocuklar, değiştirmesi değil, şekillenmesi gereken varlıklarmış gibi, onlara doğru olanı sözle de olsa öğretme çabasına giriyoruz. Fakat atladığımız bir nokta var. Biz sadece kendimizi değiştirebiliriz ve çocuklar da öyle kitaplarda yazdığı gibi bomboş bir beyaz kağıt filan gibi doğmuyor senin üzerine istediğin yazıyı yazabileceğin. Öyle olsa, Kabil’in insan öldürmeyi, hele bir de bu insan kendi kardeşi iken, babasından öğrenmiş olduğu iddiasına sığınmak gerekirdi.

Çocuklara insanları sevmeyi, bencil olmamayı, bu dünyada başka canlılar da olduğunu ve onların da ilgiye, korunmaya, bakıma muhtaç olduğunu anlatalım bütün gün mesela, kitaplar okuyalım en “değerler eğitimi”nden. Sonra bir gün yolda gördüğümüz dilenciye cebimizdeki en küçük para birimini verelim. Misafirliğe gittiğimizde gözümüze kestirdiğimiz en rahat koltuğa herkesten önce biz kurulalım. Sofrada tabakta kalan son sarmayı, kimse uzanamadan hemen biz çatallayalım. Çocuklarımız bizden ilgi istediği saatlerde, sosyal medyada gezinmeyi veya “anne saati” yapmayı tercih edelim. Evin huzuru, mutluluğu için o an eşimizin isteğini yerine getirmemiz gerekiyorsa da kendi isteklerimizi, duygu ve düşüncelerimizi her şeyin önüne geçirelim. Hep en güzeli, en iyisi bizim olsun isteyelim, hatta başkaları bu güzelliklere sahip olunca hayıflanalım. Ve sonunda çocuğumuza “kendi iyiliğini istediğin kadar insanlarınkini de iste, onları da düşün ve bencil olma” diye telkinde bulunalım: Dediğimi yap, yaptığımı yapma!

Çocuklara sinirlendikleri zaman öfkeni küçük kardeşe vurarak gösterme, kardeşine/arkadaşına bağırma diyelim. En ufak bir öfkemizde çocuklara bağıralım sonra, araba kullanırken kuralları ihlal eden ve bizi sıkıntıya sokan diğer sürücülere hakaretler/küfürler yağdıralım. Çok öfkelenirsek hatta, evdeki eşyaları kırıp dökelim eşimizle tartışırken. Ama onlara öfkelendikleri zaman bunu nasıl yutmaları gerektiğini anlatıp, kitaplardaki öfkelenen o sevimli hayvancıkların arkadaşlarına nasıl da sabırla yaklaştığını okumayı ihmal etmeyelim.

Çoğaltın çoğaltabileceğiniz kadar….

Çocuk yetiştirmek olmamalı çabamız, kendimizi geliştirmek ve değişmesi gereken yerleri değiştirmek olmalı.Biz değişince, etrafımızdakiler doğru orantılı olarak değişiyor çünkü. Anne olduktan sonra, çocuk sayısının da artmasıyla doğru orantılı olarak kendimizi keşfetmeye başladığımızdan şu yazımda bahsetmiştim ya, işte kendimizi keşfettiğimiz bu yolculukta eksiklerimizi, insani kusurlarımızı bulup değiştirmeye çalışmalıyız. Çocuklarımıza bizim olmak istediğimiz ama olamadığımız, oysa erdem/ahlak bazında düşünüldüğünde olunması gereken kişiliği damar yolundan enjekte edemeyiz, ah keşke mümkün olsa...Ama bu davranışları edinebiliriz, o zaman bize “ama” diye itiraz edecek olan çocuklarımızı, bizim ebeveynlerimiz gibi susturmaktansa “evet sen haklısın evladım, hemen davranışımı düzeltmeliyim” diye doğrulayabiliriz.

Esas mesele yaptığımı yap, yürüdüğüm yoldan yürü diyebilmek…