Üç Ay Tatil!?

Eğitim sistemini eleştirmekten gına geldi hepimize farkındayım, ama bizimkine “öğrenilmiş çaresizlik” deniyor tam olarak. Yani bir nevi “elimiz kolumuz bağlı” durumları. Sistemin eğitimini eleştirdiğimiz kadar tatil anlayışını da eleştiriyoruz. Evet, 9 ay eğitim, 3 ay tatil olmaz. Saçmalardan seçmeler köşesinde bugün diye bir program yapsak, bu kısım açık ara önde gider; arkasından da onu, okullar bitmeden sınavların bitmesi, bundan dolayı okulun özellikle son iki haftasını kimsenin takmaması takip eder. Öğrenciye de öğretmene de yazık. Dersler, konular ve müfredat bitiyor. Asıl önemlisi öğrenciyi okula -zorla da olsa bağlayan şey-bitiyor: Sınavlar. Sonra eğitim-öğretim yılı takvimi gereği okul devam ediyor, öğrenciler son iki üç haftasını-hele son haftasını- okula gelerek ömürlerinden ziyan ediyorlar. Çünkü okulda da doğru düzgün ders işlenmiyor; bütün sene yaşayamadıkları serbestliği son zamanlarda yaşadıkları için okula daha bir istekli gidiyorlar. Lak lak edip geliyorlar. Yazık…

Üç ay tatil yapılınca, bir sonraki sene her şey başa sarıyor. Bizim oğlan ikinci sınıfa başlayınca sene başında öğretmen, çocuklar harfleri yazmayı unutmuşlar diye tekrar tekrar bilmem kaç satır bilmem kaç kere yazdırdı. Sonra da okumayı da unutmuşlar çok yavaşlar diyerek, günlerce egzersiz yaptırmak zorunda kaldı kadıncağız. Çünkü üç ay çok ciddi bir zaman dilimidir. Dokuz ay boyunca istediğin yapıyı inşa et, o üç ay içinde yıkılmasa bile, zayıflayıp, temelin gevşeyeceği kesindir. Sonra da iş öğretmenlere kalıyor ayıkla pirincin taşını!

Sistemin çarpıklığı bir yana-bunu değiştiremiyoruz çünkü- zihinlerimizin çarpıklığından dem vuracağım aslında. Küçüklüğümden beri gördüğüm ve 30 senedir değişmeyen bir şey var ki o da eğitimi de dini-milli diye ikiye bölmüş olmamız. Çocuk okul mevsiminde okulda eğitim alır, yaz gelince Kuran kurslarını boylar. Bu, ailelerin İslami eğitime çok önem verdiğini göstermiyor aslen, dokuz ay boyunca kafa dinlerken, bir anda üç ay ben bununla evde ne yapacağım korkusundan mütevellit çoğu zaman. Bunun sağlamasını şöyle yapabiliriz: Okul açılınca da çocuk bir daha Kuranı eline almıyor, okul derslerine yoğunlaşıyor. Okul bitince Kuran kurslarına gidip, Kuran okuyor, sure ezberliyor ve okul derslerini sallamıyor. Çünkü laik düzen bunu çok güzel empoze etmiş: İkisi bir arada yürümez! Ya yardan ya serden…

Eleştir havada bırak pek tarzım olmadığından çözüm önerileri kısmına geçiş yapabiliriz şimdi. Çocuklar son yıllarda-belki onyıllarda?-subyan okulları ile Kuran okumayı okula gitmeden öğrenebiliyor. Fakat okulların açılmasıyla yukarıda bahsettiğim olaylar vuku bulduğundan unutulup gidiyor. Yaz gelince “unuttu hep ya, bir Kuran kursuna, bir camiye gitsin” deniliyor. Bunun yerine bize düşen aradaki dengeyi sağlamaktır. Çocuklardaki kapasite bizim tahmin ettiğimizden çok daha öte. Okulda çok yoruluyor zaten deyip eve gelince çizgi film izlettirilip, tablet oynattırılırsa olmaz tabi bu işler. Ama dönem içerisinde Kuran okuması, sure ezberleri takip edilmeli. Bunlar yapılırken, elbette okulda harcadıkları enerji göz önüne alınmalı. Normal bir zamanda 2-3 sayfa Kuran okuyorsa, okul dönemi bir iki sayfa olabilir mesela. Ya da günde bir ayet şeklinde ezber yapılabilir. Haftasonları siyer, hadis, ilmihal tarzı işlenecek derslere ayrılabilir. Ama her şeyden önemlisi, kitap okumayı asla bırakmamak bana kalırsa. Yani çocuklara her akşam kitapları okunmalı. Günlerce fırsat bulup veremeyeceğiniz bilgileri, her akşam okuduğunuz kitapların arasına serpiştirebilirsiniz, tabi doğru kitapları seçerek.

Yaz tatili gelmişken, aynı şeyi şimdi de tam tersi uygulayabiliriz. Okul dersleri, yeni bir müfredat, ödevler söz konusu olmadığı için çocuğun manevi eğitimine daha fazla eğilip, okul derslerini de düzenli takibini yaparak ama miktarını azaltarak devam ettirebiliriz. Bunun için hazırlanan yaz tatil kitaplarının faydalı olduğuna inanıyorum.

“Bunlar çocuğu ne kadar sıkıyorlar bir rahat bırakın!” diyenler için söyleyelim. Bütün bu bahsettiklerim dengeli yapıldığı müddetçe sizin sandığınız gibi çocuğu sıkmıyor. Şahsım adına yıllardır yapıyorum henüz sıkıldıklarını görmedim, aksine çok olumlu geri dönüşler alıyorum çocuklardan. Çünkü, gün dediğin 24 saat. Çocuk bunun 12 saati uyuyor varsayalım(!). Geriye kalan 12 saatin, bu saydıklarım iki saatini ancak alıyor. 10 saat tamamen kendine kalan, havalar da sıcakken hazır, günde 3 saatini sokakta geçiren çocukların sıkılıp bunalacaklarını düşünmüyorum ki zevkle ders yapıyorlar.

Şimdi üç aylık tatil de gelmişken, çocukları kurum sıkıntısından kurtarmak gerek sanıyorum. Okula mecburiyetle gönderiyor olabiliriz ama çocuklar dersleri evde daha zevkle yapıyorlar, bu nedenle yazın bari kurumsallaşmak yerine evde bireysel bir şekilde eğitim-öğretime yer verilmesinin daha verimli olduğuna inanıyorum. Yani yaz geldi hadi bir camiye, kursa gitsin demek yerine, evde birlikte plan program dahilinde bir şeyler yapmanın daha efdal olduğu kanaatindeyim.

Saygılar…

Yavaş…Yavaş…

Batılı söylemlerle örtüşen ve aslında bize ait olan fikirlerimiz, teorilerimiz, inançlarımız var bizim. Ama öyle ki, Batı bize önce değerlerimizi unutturdu; sonra da aynı değerleri daha laik bir söylem ile tekrar bize satmanın derdine düştü. Ve biz, kendi değerlerimizi hatırlayıp bunlara sarılacağımız yerde, Batı’nın modern söylemlerinin peşine düşüp, “pedagojik olarak da bu olaya böyle deniyor zaten” deme yanılgısına kapıldık. Hep Batılı kaynaklar okuduk, onların önde gelen isimlerini bildik, öğrendik, hayatımıza bir gerçeklik olarak uygulamaya başladık. Twitter’da filan alıntı yapılacaksa, yabancılardan/ötekilerden(!) başladık. Önce blogger sonra yazar olma furyasına kapılan, yaşantıları gayrı İslami olan kadınların peşinden koştuk, yazdıklarını okuduk, onları yücelttik, söylemlerini haklı bulup, onlarla aynı dili konuşmaya başladık.

Oysa psikoloji dediğin, isim olarak bir ilim şeklinde karşımıza çıkmıyor olsa da, pratikte en güzel Allah Rasulu(s.a.v.)’nun hayatında yaşandı bize örneklik olarak. Ve Kuran bizi eğitmek, çocuklarımızı nasıl eğiteceğimizi göstermek adına da, bize en güzel ve en doğru yol oldu. Fakat biz O’nu okuyup öğrenmek yerine, modern söylemlerin peşine düştük.

“İnsan aceleden yaratılmıştır”* ayetini sık okur, sık hatırlar, sık bahsederim. Özellikle anne olmaklığımla birlikte bu ayet yeniden hayat bulmaya başladı içimde. Öyle aceleciyiz, öyle bir telaş içindeyiz ki, içinde bulunduğumuz anı, bu acelecilik yüzünden kaçırıyoruz. Hamileyken başlıyoruz: “ bi doğsa da rahatlasam”. Doğuyor, “bi yürüse de rahatlasam”. Yürüyor, “bi konuşsa da rahatlasam”. Konuşuyor, “Bi okula gitse de rahatlasam”.

Hep bir koşturmaca, hep bir geleceğe bakma, hep bir acele içindeyiz. Oysa Allah ayetlerinde bize sukuneti  tavsiye ediyor, Rasulu(s.a.v.)’nden de bundan başka bir örneklik görmüyoruz. Küçük bir bebek, üzerine bevlederken bile, bırakın işini tamamlasın diyebiliyor. Aynı sahneyi bizim yaşadığımızı düşünsenize!?

Çocukları da sürekli bu koşturmacanın içine dahil ediyoruz. “Hadi” kelimesi günde bilmem kaç milyon kez kullandığımız bir kelime değil mi? Hadi kalk, hadi giyin, hadi yemeğini ye, hadi geç kalıyoruz, hadi hadi hadi… Yolda yürürken bizim acelemiz hep var, ama çocuk bir kedinin peşinden arabaların altına yatabiliyor, bir çiçeği bir ağacı incelemek için dakikalarca durabiliyor. O anlarda ne yapıyoruz: “hadi!” Aceleciyiz ve sabretmeyi bilmiyoruz. Oysa çocuklar anın tadını öyle güzel çıkarıyorlar ki, yetişmeleri gereken bir şey yok çünkü, aceleleri yok. Şu üç günlük dünyada, üç dakika sonrasını yaşayacağımızı bile bilmiyorken sahi, biz nereye yetişmeye çalışıyoruz böyle?

“Modern batılı söylemden girdin nerden çıktın yahu, bağla konuyu?!” diyenler, acele etmeyin. Anı yaşayın, andaki yazıları okuyun. Tamam tamam, bağlayayım. Modern söylemde bir “yavaş ebeveynlik” furyası almış başını gidiyor. Hadi’leyen anneler kitapları, hadi anne blogları, yavaş annelik tavsiyeleri. Bunları okuyan Müslüman anneler, bir şeyi ilk defa duyan o insan heyecanıyla “ay bak psikolog ne diyor” deyip etkileniyor. Aynı söylem oysa Kuran ve sünnette yüzyıllar öncesinden yerini bulmuşken, biz bunu bir Müslüman olarak öğrenememişiz. Tereciye tere satanlara ederinden fazlasını verip, ticarette dibe vurmuşuz da haberimiz yok.

Çocuklarımız için en iyisi istediğimiz için piyasadaki birçok kaynaktan faydalanmaya çalışıyoruz eyvallah ama Müslüman anne etiket ve iddiasını taşıyorsak, önce kendi asıl kaynaklarımıza yönelmeli, sonrasında da yukarıdaki örnekte olduğu gibi, bizim inanç ve değerlerimizle örtüşen kaynaklara başvurmalıyız. Aksi, bir yıkım olabilir…

Ramazan boyunca ayetlerle çocuk eğitimi yazıları, Ramazan’ın maneviyatı gereği devam edecek inşaAllah. Tatile çıkmışken yapılacaklarla ilgili öneriler, kitap tavsiyeleri vs. de zaman içinde gelecektir. Takipte kalın.

*Enbiya Suresi, 37. ayet