Değişim…

666656_620x413

Bizim evin ortanca çiçeği her oyuncağı isteme, istediği olmadığında tutturma konusunda açık ara farkla kardeşlerinin önündedir. Dün bir mağazada farklı bir oyuncak görünce heveslendi ama tutturmadı. Yol boyunca ve eve geldiğimde de bu değişimin nedenini düşündüm.

  • Birincisi, şartlar değişmişti. Oyuncak istemesi için, sürekli kendinde olmayanlara maruz kalması gerekir ki görmediği bir şeyi nasıl istesin çocuk? Bu maruz kalmalar da şu şekilde oluyor genelde: Ya avm’lerde sıkça dolaşan birisi iseniz çocuk illa ki görecek ve gözü kalacak.  Evde oturduğunuz yerde canınız değişik elbiseler “çekmez” mesela, ama vitrin vitrin gezerken “bu elbise benim olmalı” dersiniz dolap ağzına kadar dolu olsa da. O zaman bizim adımız “doyumsuz”a çıkmıyor, çocuk oyuncak istediğinde “odanız oyuncak dolu, hala doymuyorsunuz” diyebiliyoruz. Ah şu garip insanoğlu, ah şu garip biz! İhtiyaç olmadıkça avm’ye filan gitmediğimize göre aylardır bu sayfayı kapatmışız zaten.
  • İkincisi, şimdi sokağa hiç çıkmasan da sokak evde zaten: İnternet! Youtube oyuncak tanıtan videolarla dolu, üstelik bazı videolarda ebeveynler çocuklarla oynuyor ya da oyuncakları oynatarak bir uyduruk senaryo üzerinden film çekiyorlar. Bunları izleyen çocuk kendi elindekiyle yetinmeyi bilme konusunda sınıfta kalıyor evet. Ve hepsi de şu gereksiz pahalı, marka marka oyuncaklar. Videoların çocukların üzerindeki olumsuz etkisini fark edince bunu da yasaklamıştım ve bu sayfayı da kapatalı aylar olmuştu.
  • Hani psikologlar der ya, çocuklar sınırları sever. Kendilerine bir sınır çizip bir kural koyduğumuzda, başlarda bunun sancısı çekilse de, zamanla oturuyor ve alışılıyor zannımca. Doğum sancısı gibi düşünün, kaç saat çekersen çek, çocuk doğunca bitiyor her şey. Zaman ve kararlılık. Altı yaşına kadar yani önümüzdeki bir sene oyuncak alınmayacağını söylediğimde başta itiraz etse de, zamanla yeni bir şey istediğinde “ben en iyisi altı yaşına kadar para biriktireyim” demeye başladı. Tabi, bir senenin beş yaşındaki bir çocuk için çok uzun süre ifade etmediği de çok açık.
  • En önemlisi, büyüyorlar. Çocuklar büyüdükçe önceki sene sizi zorlayan hareketlerinin, davranışlarının değiştiğini gözlemleyebilirsiniz. He tabi, bu kez de değişik bir huyu ortaya çıkıyor bizi zorlayacak “hiç böyle yapmazdı” dedirtecek ama olsun, o da geçecek. Fıtratlarında doğuştan gelen huyları var, her birinin kişiliği farklı, biz onlara nasıl davranmamız gerektiği konusunda tökezledikçe daha çok zorlanıyoruz. Ama şu bir gerçek ki, büyüdükçe daha çok laftan anlıyor, söz dinliyorlar. Yani tünelin ucunda ışık var.

Bu örnek üzerinden yazar ne anlatmak istedi?

Şartlar değiştikçe olumlu ya da olumsuz anlamda çocuklarda değişiklikler oluyor. Olumlu olanları, nasıl olsa işimize geldiği için çok irdelemiyor, fark etmiyoruz belki ama, olumsuzlarda hemen radarları açıyoruz: “Ne oldu bu çocuğa böyle!” Çocuğa ne olduğunu sorgulamazdan evvel şartlara ne olduğunu sorgulamaya başlarsak, değişimin nedenini bulursak, çözüme ulaşmamız daha kolay olacağı gibi, çocuğa uzaydan gelmiş bir yaratık gibi bakmayı da bırakabiliriz. Empati yeteneğimizi geliştirip, bu bu bu şartlardan ötürü böyle davranıyor deyip onu anlamamız kolaylaşır; böylece onlara karşı muamelemiz de olumlu bir yöne doğru akar. Büyük oğlan 21. ayına girdiğinde tam da, “ne oluyor bu çocuğa böyle” dediğimde iki yaş sendromu kavramıyla tanışmıştım altı sene önce. O zamandan beri ne zaman çocuklarda gözle görülür bir değişiklik olsa, sorunun temeline inmeye çalışıyorum.

Çocuklarla birlikte büyüyoruz, anne olmak kız/kadın olmakla birlikte genlerimize kodlanmış gibi addedilse de, aslı öyle değil. Her gün öğrenmeye ihtiyacımız var hayatı, çocukları, insanları ve en önemlisi de kendimizi…