Kızan ve Yakan Bir “Allah” Olgusu!

Bir gün yolda yürürken ortanca çiçeğim bağırarak karşı çıkıyordu bana, ağlıyordu da bir taraftan. Sebep neydi bilemiyorum ama çocukça şeylerdi işte sanırım yine: İstediği bir şey olmamış, bundan dolayı ter ter tepinen ve bir yandan da söylenen, bağıran çağıran bilindik ÇOCUK sahnesi. O anda yanımızdan geçen bir teyze, “Annelere öyle karşı gelinmez, Allah yakar!” dedi. (İşin ironik tarafı, bunu diyen teyze başı açık bir teyzeydi, yani mesture değildi. Bilindik, yobaz, dini hep korkularla, öcüyle böcüyle doldurmuş kara çarşaflı(!) biri değildi yani.)

Sözün ilginçliğiyle kısa bir süre sessizliğe bürünen kızçe, kadına doğru bakarken kadın geçti gitti yanımızdan. Ve ben, o kadının söylediğini duymasındansa daha yüksek sesle bağırarak ağlamasını tercih ederdim. Allah ve yakmak kavramı bir arada kullanılınca, daha etkili olunacak sanılıyor. Çünkü korku kültürü…

İnsanın yaptıklarının elbette bir karşılığı vardır, biz ahirete inanan mümin kullar olarak, hesaba çekileceğimizi ve kimseye zerre miktar haksızlık yapılmayacağına inanıyoruz. Bu bağlamda bakınca, yaptığımız kötülüklerin de bir karşılığı olacak ve biz bu karşılıkğın “cehennem azabı” olduğunu çok iyi biliyoruz. Bunun, yapılan kötülükle doğru orantılı olarak katmanlarının olduğunu da, cehennemin tabaka tabaka olduğunu da ve cehennem dediğimiz şeyin “yanmak” olduğunu da. Fakat bir önceki yazıda değindiğim konuya geliyor mesele: Çocuklarımıza İslam’ı anlatırken, neyi, ne kadar, ne zaman anlatmamız gerektiği meselesi.

Allah’tan korkmaktan da önce benimsenmesi gereken bir duygu varsa, o da Allah sevgisidir. Çocuk anne-babaya bile sevgiden ziyade korku dolu duygular beslerse, içinde bir düşmanlık belirir. Eline geçen ilk fırsatta anne-babasına zulmeden, hastalığında yaşlılığında ona bakmayan çocukları, kendi çocukluklarında korku ile karışık biriktirdikleri kinin ve nefretin ürünüdür. Söz konusu Yaratıcı olunca,konu elbette çok çok daha hassastır. Çocuk öncelikle, kendisini Yaratan, nimetleri veren Zat’ı sevecek, sevgiyle dolu minnet hissedecek, onu karşısına almak istemeyecek. Bu karşısına alma “kızdırmak, üzmek, küstürmek” gibi çocukça kavramlarla olabilir ama ürkütücü değildir. Cennet kavramını bilir ama cehennem kavramını olabildiğince geç öğrenir çocuk, yani öyle olmalı. Zihin dünyası çok narindir, soyut kavram anlayışı yoktur. Bu nedenle,ateş gibi somut bir kavram ile korkutmaya çalışmak, bilinçaltında infiale sebep olabileceği gibi, Allah ile arasındaki bağı da zedeleyebilir.

Çocuk Allah’ı hoşnut etmenin derdine düşmeli, O’nu sevmeli, O’nun cennetini bilmeli. Kötüler ne olacak da diyecek elbette. Dünyadaki zulmü görecek, kötüleri bilecek. Bunların karşılığının ne olacağını da merak edecek. Küçük yaşlar için ben bunu şöyle izah etmeyi uygun buluyorum: “Onlar cennete giremeyecek. Sence bu çok büyük bir ceza değil mi? Herkes çeşit çeşit nimetlerle zevk içindeyken, istediği her şeye sahip olabiliyorken ve sonsuza kadar öyle yaşayacakken, o bunların hiçbirine sahip olamayacak. Dünyaya geri dönemeyecek, cennete de giremeyecek.” Çocuk aklı, onca zevke, sefaya, mesela çeşit çeşit oyuncağa, yiyeceğe uzaktan bakmayı zaten epey kötü bir ceza olarak görüyor. Biraz daha büyükler için cehennemin varlığından ama yine de ateş ve şiddetli azap kavramlarına girmeden bahsedilebilir.

Ve en önemlisi de, Sait Çamlıca’nın kitabına isim verdiği gibi “Allah çocuk yakmaz” diyebilmek. Hatalarıyla, yanlışlarıyla, günahlarıyla çocukların defterlerinin dolmayacağını, Allah’ın çocuklara bundan dolayı ceza vermeyeceğini çocuk bilmeli küçükken. Ama bunu da anlatırken itidalli olmak lazım elbette, her şeyin uç noktaları zarardır. Çocuk bu kez Allah sevgisiyle dolu olsun diye, yanlışı doğruyu ayırt etmeden yaşayan, ahlaki noktalara dikkat etmeyen bir çocuk haline gelebilir Allah korusun. Mesela bir kız çocuğuna tesettür konusunda nasihat ederken, ben daha çocuğum sorumlu değilim diyebilir. Namaz kılma konusunda 7 yaşından itibaren telkinlerde bulunmaya başladığımızda, yine küçük olduğuna sığınarak oralı olmayabilir. Bu konuyu, ceza kısmını ve cehennem, ateş gibi kavramları anlatırken dikkatle incelemek gerekir. Yine başa dönersek, sevgiyle çözülecek mevzu. Yani çocuğa Allah sevgisini aşıladığımızda, O’na olan sevgisinden ötürü kılacak namazı, korkudan değil. Allah böyle davrandığın için çok hoşnut oldu senden diye bilecek mesela bayram harçlıklarından sadaka verdiği zaman. Düşen kardeşine “bir yerin acıdı mı” dediğinde, ya da hiç tanımadığı birine yardım ettiğinde “Allah senden razı olsun, cennette bir köşk kazandın” diyebilmeli mesela. Böyle böyle sevgi ile çözülecek…

Çocuk Sevgiyle Büyür diyordu Esan Gül aynı isimli kitabında. Anne-babanın sevgisi bir kenara, kendini Yaratan Zat tarafından sevildiğini bilip, hissetmeli, aynı sevgiyle ona karşılık vermek için çabalamalı çocuk.

Rabbim bizi, evlatlarımızı ve onların neslinden gelecek olanları O’ndan razı olan ve O’nun razı olduğu kullardan eylesin. Amin…