Çiftçi…

Çocuklar, kendilerine ait bir karakter ile doğuyorlar. Kimisi sakin içe kapanık, kimisi hırçın, kimisi el becerisi yüksek, kimisi sayısal zeka yönünden kuvvetli, kimisi özgüveni yüksek, kimisi melankolik. Çevrenin, çocuğun kişiliğine katkısı elbette yadsınamaz; fakat aslolan fıtrattır. Başta ebeveyn olmak üzere çevre, çocuğun bu karakterine olumlu ya da olumsuz katkıda bulunur. İlk çocukta günümüz anneleri olarak genelimizde olan bir hata, çocuğu tanımaya başladıkça onda hoşa gitmeyecek özellikler gördüğümüzde değiştirmeye çalışıyor olmamız malesef. Çocuk çok sosyal değil mesela, sürekli bir arkadaş ortamına sokma çabaları, sosyalleştirme uğraşıları vs… Oysa fıtratına saygı duymamız, her ne kadar bizim bir parçamız olsa da bambaşka bir birey olduğunu kabul etmemiz gerekmez mi?

Doğan Cüceloğlu’nun “çiftçi tutumu” diye tabir ettiği bir yaklaşım var anne-babalıkta olması gereken. Özetle şöyle diyor: “Bir çiftçi, domates tohumundan salatalık yetiştirmeye çalışmaz. Domates tohumu domates olacaktır zaten. Ama çiftçinin vazifesi, o tohumun yetişip domates olabilmesi için gerekli koşulları hazırlamaktır. Etrafındaki yaban otları toplarsın, gerekli zamanlarda sularsın, dalı eğriyse düzeltirsin bir sopa,dal yardımıyla.” 

Anne baba olarak bizim vazifemiz budur işte. Önce tohumu tanımak. Bu bir domates tohumu mu, salatalık tohumu mu bilmek. Sonra suyu ve güneşi sever mi, hangi zamanlarda ister? bunların tahlilini yapıp, ihtiyacına göre karşılık vermek. Çocuk çok hareketli ve asabi mesela, onun bu yapısını değiştirmeye çalışmaktansa, bir spor faaliyetine yönlendirmek diyelim. Varolan koşuldan, çocuğun yapısından şikayetlenmek değil yani.

Peygamberî metot da buydu işte. Zaten Müslümanlar olarak her konuda O’nun (s.a.v.) izinden gitsek kârda olacağız ya. Bakıyordu fıtratlarına ve değiştirmeye değil, o fıtratı İslam’a uygun bir şekilde yönlendirmeye çalışıyordu. Kimin neye istidatı/yeteneği varsa, o alanda eğitiliyor ve kendine yol buluyordu. İşte esasen okulsuz eğitime karşı olmam(ız)daki sebep de budur. Farklı huy, karakter, algıdaki onlarca çocuğun bir derslik içinde aynı şeyi öğrenmeye zorlanmaları! Kişiliklerini analiz edemeden, yetenekli oldukları alanları keşfedemeden, hepsini birer robot gibi yetiştirmek ve adına eğitim demek. (Neyse ki şuan konumuz okulsuz eğitim değil, uzatıp konuyu başka yere çekmeyeyim.)

İmam Gazali’nin talebesinin istediği üzerine kaleme aldığı “Ey Oğul!” isimli risalesinde şu satırları okuyunca geçen gün, Cüceloğlu’nun da benzer bir şekilde yaptığı benzetme aklıma geldi. Oysa iki insan, çok farklı din ve dünya anlayışına sahiplerdi. Belki de aklın yolu bir dedikleri şey buydu. Şöyle diyordu Gazali: “Eğitme işi, aynen çiftçiliğe benzer. Çiftçi, dikenleri ve zararlı otları temizler ki, ekini ve ürünü tutsun büyüsün.”

Beş parmağın beşi de bir olur mu dediği gibi büyüklerimizin, aynı karında büyüttüğümüz çocuklarımız bile birbirlerinden öyle farklı huy ve kişilikte oluyorlar ki, biz onları bir ağacı yontup şekil verir gibi yontamayız. Gazali’nin dediği gibi, etraflarındaki kötülükleri arındırmaya, arındıramadıklarımızın da kötü olduğunu anlayacakları bir idrake sahip olmalarına çabalarız ancak. Bu da öyle zor ki…

Kendimizin kul olarak yükü bunca ağırken, bir de evlatlarla yükümüze yük katılıyor. İnsanların önemsemeden üzerine basarak vıck diye ezdikleri ya da kıyamayıp bir parmak fiskesiyle oradan uzaklaştırdıkları bir karınca olmayı dilerdim. Onca yumurtladığı yavrunun hiçbir sorumluluğu yok üzerinde ve dahi kendi nefsinin de. Bizler ise, Müslüman anneler olarak çok büyük ve ağır bir yüke talibiz. Günahımızla, sevabımızla vereceğimiz hesap zaten yeterince yüklüyken, çocukların yükü biniyor omzumuza bir de. İyi huylarını ya görmez ve kötüye evrilmesine sebebiyet verirsek? Kötü huylarını fark edemez ve yeterince yönlendiremezsek?

Yine aynı yere geldik işte dönüp dolaşıp. KÖK’e…

 

(Cüceloğlu’nun çiftçi tutumu ile ilgili söylemlerini aynen aktaramadım kitabı kütüphaneye iade ettiğim için. Gazali’nin kitabını okurken benzerlikten dolayı aklıma geldi ve bu yazıya ilham oldu.Bu nedenle aklımda kaldığı kısmıyla özetledim. Gazali’ninki birebir alıntıdır.)