Çocuk ve Cami…

Cocuklar-icin-camide-oyun-alani_1466342798Geçen sene Ramazan ayında hatırlarsınız, Ankara’da bir caminin içinde, çocuklar için bir oyun alanı oluşturulmuştu. Çocukların camiye olan ilgi ve sevgisini artırmak, ibadete gelen anne-babalara rahat nefes aldırmak gibi hedefleri vardı uygulamanın. Tarafları ikiye bölmüş, kimileri destek olurken, kimileri karşı çıkmıştı bu uygulamaya. İki tarafın da kendine göre haklı gerekçeleri vardı ama bana sorarsanız ben, menfi karşılık verenlerin safındayım. Neden mi?

Geçenlerde çocukları götürdüğümüz parkın yakınında bir mescide girdik namaz kılmak için. İçeride birkaç kişi daha vardı ve biz namaza başladığımızda, çocuklar tesbihlerle oynamaya ve haliyle biraz da gürültü çıkarmaya başladılar. Teyzenin biri, “çocuklar ses yapmayın, gerçekten şaşırıyorum ben namazda” dedi. Kızarak ya da azarlayarak demedi çok şükür ama, öyle de diyebilirdi. Evet, biz evde kendi halimize kılarken bile çocukların bazen kavgaları, bazen koşturmaları, bağırışları, konuşmaları aklımızı karıştırabiliyorken, yaşı hayli ilerlemiş ve çocuk gürültüsünü en az bi 20-30 sene arkasında bırakmış teyzeye hak vermemek mümkün değil. Dahası, hak vermekten öte, bu bir mecburiyet. Bu bir hak ihlali. Bir ibadethanede, kimsenin ibadetine zarar vermeye hakkımız yok, olmamalı. Bizim çoluk çocuk camiyi kullanma, camide koşturma özgürlüğümüz, bir başkasının alanına girdiği an, sınırlandırılmalı. Bir caminin içinde oyun alanı olduğunda, çocukların gerek birbirleriyle oynarken çıkardıkları ses, gerek o oyuncakların kendi sesleri ibadet halindeki insanı rahatsız edebilir, huşusunu bozabilir. Ayrıca birbirini hiç tanımayan çocuklar da olacağından, oyuncaklar yüzünden kavga da çıkabilir ki bu annelerin dikkatini daha çok dağıtabilir.

Bir kütüphaneye gittiğinizde, kütüphanenin tam da orta yerinde “aman çocuklar sevsin, hep gelmek istesin” diye oyun alanı kuruyor musunuz? Kütüphanelerde çocuklar için bölümler var evet ama, ayrı bir oda şeklinde. (Bkz: Rasim Özdenören Kütüphanesi) İnsanların okuma yaptığı, öğrencilerin çoğunlukla gelip ders çalıştığı bir kütüphanede böyle bir şey olmaz, insanların dikkati dağılmasın, kafası karışmasın diye düşünülür. Bir ibadethane, bir namaz, kütüphaneden ve orada ders çalışıyor olmaktan daha mı az saygıya değer? Bu, camide çocuk oyun alanı olması fikrine karşı çıkışımın birinci sebebi.

İkinci sebebim, her şeyin yeri ve zamanının kendine haiz olduğunun çocuğa benimsetilmesi gerektiğini düşünüyorum. Camiye ibadet için gidilir, kütüphaneye kitap okumaya gidilir, buralarda sükuneti korumak zorundayız. Bu aynı zamanda, başkalarına saygıyı da öğretmek için çok güzel bir fırsattır. Camiler ibadethanedir, namaz kılmak, dua etmek, oturup Kuran okumak, dünyanın meşgalesinden uzaklaşıp tefekkür etmek için gireriz. Bir sinema filmi izlersin de, ışıklar yanıp film bitince, bir an afallarsın. Filme kendini kaptırırsın; o dünya, iki saatliğine de olsa senin dünyan gibi oluverir, içinden kendine bir rol seçersin sanki. Sahne biter, ışıklar açılır, kapılar açılır ve hayat iki saat önce bıraktığın yerden devam eder. Camilerde böyledir, caminin içine girer, kendi içine kapanırsın. Rabbinle başbaşa kalır, evde yakalayamadığın huşunun peşine düşersin. Camiden çıktığında, gerçekliğinle yaşamaya devam edersin.

Çocuklara cami sevgisi böyle aşılanmaya çalışılmalı kanaatimce. Namaz, ibadet, cami bir bütün olarak anlatılmalı. Tabi ki küçükken bunları anlamayacak ses yapacak, camilerden uzak mı duralım? Böyle düşünmüyorum elbet, daha küçük yaşlarında en azından namaz vakitlerinde değil, caminin sakin olduğu zamanlarda gidilmeli diye düşünüyorum. Bu, “cami boş, istediği gibi at koştursun” diye değil, olası yapacakları gürültülere karşı önlem olsun diye. Camiye gittiğimde her zaman için uyarımı baştan yapıyorum ben: “Burası oyun alanı değil, park değil. Burası bir ibadethane. Buraya namaz kılmak için geliyoruz, Kuranımızı okuyoruz ve aynı sessizlik içinde ayrılmalıyız. Namaz kılan, ibadet için gelen diğer insanları da rahatsız etmeye hakkımız yok.” Sonrasında çıkıp parka götürürsek, cami bahçesindeki yeşilliklerde koşturursak, mekan ayrımına gidebiliriz. Bir laf vardır bizde: Düğüne giden oynar, cenazeye giden ağlar. Her şey yerinde ve zamanında olduğunda kıymetlidir ve olması gereken de odur.

Çocuklara bir şeyi sevdirmenin tek yolu, oyuncak kullanmak olmamalı. Çocuk o zaman, oyuncağı seviyor onu/orayı değil. Camiye gelsin, camiyi sevsin diye oyuncak dolduralım fikrinden ziyade, camiyi namazı sevsin diye özel bir namaz/cami kıyafeti alalım, özel seccadesi olsun diye uğraşalım. Bağlantılı, alakalı objelerle yapalım bunu. Tıpkı kitap okumayı sevsin diye oyuncak almak yerine, yaşına uygun çocuk kitapları aldığımız gibi…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s