Din mi, Manevi Yaşam mı?

Doğan Cüceloğlu’nun şu sıralar okuduğum “Yetişkin Çocuklar” isimli kitabında şöyle bir cümle geçiyor: “Manevi yaşam, din kavramından daha kapsamlı oluyor. Din, belirli kurallara dayalı bir sosyal kurum oluşturur, manevi yaşam kişinin kendi içinde Tanrı’yı ve Hakikat’i bulmasına yönelir. Din, toplumu vurgular; manevi yaşam “bireyin öz”üne yöneliktir. (…) Belirli kurallara, beklentilere, dış ilişkilere önem veren dünya görüşüne din, kişinin özüyle evrenin ilişkisine önem veren görüşe manevi yaşam adını veriyorum.”

Din terimini genel anlamda kullanıp bütün semavi dinleri baz alarak değil, özelde İslam’ı baz alarak konuşursak, Doğan Bey çok yanılıyor ve bu yanılgı, kendisinin gerçek İslam’ı bilmemesinden kaynaklanıyor ne yazık ki. Din dediğimiz şey özünde, bir Yaratıcı’ya inanmak, bu dünyadan sonra bir başka hayat olduğuna inanmak ve yapılan her amelin karşılığının olacağını bilmektir. Bu açıdan da din, koyduğu kurallar ile, insanların hem dünyadaki düzenini, hem ahiret yaşantısını etkilemek ister. Dünya adına koyduğu kurallar da onun sosyal yaşantısı adına olumlu sonuç verdiği gibi, manevi yaşamını da besler. Ahlaki değerler, dinden bağımsız düşünülemez ve “kendini bilen Rabbini bilir” sözü üzerinden konuşursak, insanın aradığı “öz”ü bulması, kendini Yaratan, topraktan yaratan Rabbini bulması ile olur. Kendinle barışmanın en güzel yolu, “ben böyle yaratılmışım, karakterim fıtratım bu” demekle olur. Kimsenin kalbini kırmamalıyım, hırsızlık yapmamalıyım, yalan söylememeliyim vs. gibi bütün ruhi ve ahlaki değerleri bize kazandıran dindir. Manevi yaşam dediğimiz şeyi dini kapsayan değil, dinin alt kümesi olan bir kavramdır.

Çocuklarımıza manevi değerleri aşılamaya çalışırken dini unsurları kullanıyoruz. Bir Gözetleyen var bizi demek, oto kontrolü sağlamayı kolaylaştıran bir etkendir. Bir çocuğun bir başkasının malını, yerde gördüğü bir şeyi (ç)almasına engel olmak, anne-babasına ya da başkalarına yalan söylemesinin önüne geçmek salt söylemle mümkün olmaz. İD kötülüğü emrederken, EGO onu bir düzene sokmaya çalışır ve şeytan o EGO’yu ele geçirmekle uğraşır. Tam bu sırada devreye SÜPER EGO girmelidir ki ben bunu Müslümanlarda bulunması gereken Allah sevgisi ve korkusu kavramı ile açıklamayı yeğliyorum. “Ben sana yalan söylemiyorum.Sen anlamazsın ama Allah bilir, onu kandıramam” dedi büyük oğlan. Manevi yaşam budur. Din bunun üstünde, ve evet kuralları olan bir bütündür.

Yazarın karıştırdığı nokta dini yobaz bir biçimde hayata ve çocuklara aktarım biçimidir aslında. “Yalan mı söyledin sen? Allah dilini yakar” cümleleri ile gelen bir din algısı ise söylediğimiz, kişinin özüyle doğruyu bulmaya çalışıp korkudan uzak bir manevi yaşam tercih etmesi normal görülebilir. Çünkü böyle korkutucu ve yasaklayıcı bir din algısı ve sürekli cezalandıran bir İlah imajı elbette manevi dünyada zenginlik getirmediği gibi hiçbir ahlaki değer de kazandırmaz.

Çocuklarımıza Allah’ı sevdirelim, korkutmayalım diyoruz ya; işte manevi yaşamlarının güçlenmesi için, dini ahlaktan bağımsız olmadan, Kuran ve sünneti temel alarak öğretmemiz gerekir. Çünkü Hz. Aişe’ye sorulduğunda dediği gibi Allah Rasulu(s.a.v.)’nun ahlakı Kuran ahlakı idi ve Kuran bizim bütün maddi manevi yaşantımızı düzenlemek için kafidir…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s