Çocuğumuzu Kim Eğitiyor?

Hepimiz aynı derdi paylaşıyoruz: Çocuklarımızı iyi yetiştirmek. Özellikle küçüklük dönemlerinin önemini artık daha iyi kavradığımız için, ileride dönülmesi zor yollara girmemeye çabalıyoruz. Sürekli “hangi kitapları okusak” diye sormamızın, psikologları yazarları takip etmemizin, gerek TV programlarında, gerek seminerlerde çocuk eğitimi konuşmaları dinlememizin sebebi de bundan başka bir şey değil. Ama maalesef bilginin çoğalması işimizi kolaylaştırmadı, bilgi kirliliği halini alıp bizi çıkmaza soktu. Çünkü okuduğumuz kitaplar ve dinlediğimiz o çok ünlü psikologlar/pedagoglar birbirinin zıddı şeyler söyleyip kafamızı karıştırmaya başladılar. Bebeklikten başladı bu karışıklık. Kimisi kundak yapmayın çok zararlı dedi, kimisi kundağın faydalarını anlatarak yüzyıllara dayanan bu geleneği nasıl es geçersiniz dedi. Kimisi emzik kullanmayın çok zararlı derken, kimisi bebeklerdeki emme refleksi için ve bebeği rahatlatmak için gerekli olduğundan bahsetti. Çocukluk çağına geçtikçe, karmaşa çoğaldı. Kimisi ödülsüz,cezasız çocuk eğitimi dedi, kimisi ödül var ceza yok dedi,kimisi ceza da olmalı ödül de dedi. Yani kısacası “ağzı olan konuştu”. Bu bize en çok nerede zarar verdi biliyor musunuz? Annelik içgüdülerimize güvenme ve çocuğumuzu tanımaya çalışmak konusunda. Söylenenleri yapmaya çabalarken, annelik hislerimiz bize ne diyor o an diye düşünmedik. Bazen ters gelse de yaptık, bazen anlam veremeden yaptık, bazen anlam verdik ama çocuğumuzdaki karşılığının ne olacağına hiç bakmadık. Bu bizim çocuğumuzda işe yarar mı demedik…

“Çocuk bir yere çarpıp düştüğünde, o nesneye vurmayın, “bu mu sana uff yaptı, eeghh ona eghh” filan demeyin. Çocuk intikam almayı öğrenir, kin besler” gibi cümleler söylediler. Oysa “annem-babam benim yanımda, beni koruyor, bana zarar gelsin istemiyor” diye düşünerek güven duygusu kazanmasının önüne geçtiler. “Çocuk bir şeyler yapıp getirdiğinde-bir resim, bir yapboz gibi- ona aferin demeyin, övmeyin, sürekli başkaları için bir şeyler yapmayı öğrenir, hep takdir edilmeyi bekler” dediler. Demedik. Yaptığı işle gurur duymayı, başarmanın hazzını yaşamayı, anne-babası tarafından takdir edilme duygusunu elinden alıp, kendine olan saygı ve güvenini kaybetmesine neden olduk. “Çocuk bir şeylerden korktuğunda, korkma demeyin. Korkma demek, korkulacak bir şey var, ama sen korkma anlamına gelir. Bu çocuğu daha da korkutur” dediler. Sıkıca sarılıp, “korkma senin yanındayız” diyemedik, kendini güvende hissetmesini, sığınılacak bir limana sahip olma lüksünü kaçırdı sayemizde. Bunun gibi örnek verilecek onlarcası…

Çocuğumuza nasıl davranmamız gerektiğini sürekli başkaları söylemesin bize. Biz önce Kuran ve Sünnet’e bakalım, çocuklara nasıl muamele etmemiz bekleniyor bizden diye. Sonrasında okuyacağımız kitapları da bu iki kaynağımızı referans alarak yazılanlar arasından seçelim. Ve her hareketimizi kontrol altında tutmaya çalışmayalım. En ufacık hatamızda vicdan azabına sürükleniyor, kısır bir döngüye giriyoruz sonra. Biz anneyiz ama, öncesinde insanız. İnsan olarak da hata yapma lüksümüz var ve hep olacak. Önemli olan hatada bilerek ısrarcı olmamaktır. Bir hata bütün doğruları götürmez, üç yanlış bir doğruyu götürür belki ancak sınavlardaki gibi.