Çocuk da Susmasın, Sen de!

Son zamanlarda bir etiket olarak paylaşılan ve infial oluşturma amacı taşıyan “Çocuk susar, sen susma!” sloganını, bir eylem olması hasebiyle desteklesem de, slogandaki bilinçaltımızın dışa vurumundan rahatsızım. Çocuk susar denilmesi, çocuğun susmaya bilinçsizce de olsa mahkum edilmesi demek oluyor zannımca. Oysa, “çocuk susmamalı” olmalı, “çocuğa sesini çıkarmayı öğret” olmalı sloganın aslı.  Çocuk susarsa, ben neyi bilip konuşabilirim ki? O susarsa, hiçbir şeyden habersiz ben, neyin savunuculuğunu yapabilirim? Bu yüzden öncelikle benim,  çocuğa sesini çıkarmayı öğretmem gerekiyor. Çünkü, çocukluğunda başına gelenleri anlatan binlerce kadınla gördük ki, sürekli evlerine giren çıkan yakınlarından gördüler en büyük zararı. Fakat ailelerine söyleyemedikleri için herkes sustu. Çocuk da, yetişkin de. Çocuk, kimse ona inanmaz diye korktu, sustu. Çocuk, kendini bu iğrençliğe alet eden insandan korktu, sustu. Çocuk, başına ne geldiğini idrak edemediği için sustu(Sonrasında yetişkin olduğunda birçok kadın, fark ettiğini söylüyor aslında çocukken başlarına gelen şeyin bir istismar olduğunu). Bu yüzden önce neler olup bittiğini idrak edebilmesi, sonrasında da bunu ailesine güvenle söyleyebilmesi gerekiyor çocuğun.

Mahremiyet Eğitimi kitabını özetlerken bahsetmiştik ilk kısımdan aslında.Özete başvurabilir, hatta kitabı okuyabilirsiniz. Çocuğun oyunla, şakayla da olsa zorla sevilmemesi öpülmemesi, özellikle tuvalet eğitimine başladığında mahremiyetine dikkat edilmesi, onun tanımadığı ama bizim tanıdığımız insanlarla tanıştırırken zorlayarak “öp bakalım amcayı, teyzeyi” denilmemesi, hiçbir şekilde hiçbir kimsenin onun özel bölgesine dokunamayacağının ve bu özel bölgelerinin neler olduğunun anlatılması-öğretilmesi gibi birçok konu mahremiyet eğitimine giriyor. Bunları çok daha detaylı olarak birçok sayfada ya da kitapta okuyabiliriz zaten. Başına gelenlerin anormalliğini fark edebilmesi için, bu alt yapıyı mahremiyet eğitimi ile doğru bir biçimde oluşturmamız gerekir.

İkinci kısım da en az birincisi kadar zor. Çocukta anne-babaya güvenmeyi ve başkalarından korkmamayı temin etmek gerekiyor. Birisinden kendisine bir zarar geldiğinde, ailesine bu durumu rahatlıkla anlatabilmeli. O kişi bazen onu korkutmadan da sır saklamasına sebep olabilir. “Bu ikimizin arasında kalsın, annene babana söyleme, bizim sırrımız olsun” gibi, olaya oyun havası katması da boyutları daha korkunç hale getirebilir. Bunları önlemek için, çocuğun bize anlattığı sıradan olaylarda verdiğimiz tepkiler çok önemli. Mesela okuldan geldiğinde bir olay anlattı ve kızdık. Yavaş yavaş kendini geri çekmeye ve anlatmamaya başlar. Çünkü tepkilerimizi ölçemez, kızıp kızmayacağımızı anlamaz, hatta kızacağımıza olan inancı daha kuvvetli olur. Bu güven duygusunu birçok olayla kazanmak zorundayız hayatın içinde. İlla ki kötü bir şeyin gelmesi gerekmiyor başımıza. Ailesinin her koşulda arkasında olacağını ve ona inanacağını bilen bir çocuk, kendini daha cesur hissedecektir. Bu yüzden, kardeş kavgalarında vs. çocuk gelip bir durumdan şikayet ettiğinde, hemen hakimliğe soyunup, olayın aslını öğrenip çocuğu yalancı çıkarmamak gerekir. Annesinin kendisine güvenmediğini ve yalan söylediğini düşündüğünü gören bir çocukta, bu yer edecektir.

Mevzu çok uzun, bu konuda kitaplar yazılmış, birkaç satıra sığdırmak elbette mümkün değil. Ve son günlerde (her patlak veren olayda olduğu gibi) mevzu gündemde ve her hesapta bir şeyler yazılıyor. Bunlardan da almamız gereken dersler ve öğrenmemiz gereken çok konular var. Çocuklarımızı şeytanın bile (tabir-i caizse) kuyruğunu kıstırıp kaçtığı bir devirde yetiştiriyoruz. Paranoyak olduk evet. Ama bir Müslüman olarak, bütün bu anlatılanları yaparak, Allah’a dua ve tevekkül etmeyi de unutmamalıyız. Allah kulunun zannı üzeredir. Bütün ömrümüz boyunca çocuklarımızın bu kötülüklere maruz kalmaması için dua eder ve Allah’tan böyle temennide bulunursak, Rabbim esirgeyecektir. Çünkü, biz aciziz, bir yere kadar elimizden bir şeyler gelebilir. İşte bu durumda, sahabeden biri geliyor aklıma adını anımsayamadığım. Hani “düşman askerlerine benim cesedime bile dokunmayı nasip etme “diye ömrü boyunca dua eden, bir savaşta şehit düşen sahabe. Ve düşman, cesedine eza vermek için üzerine geldiğinde, arı sürüsü kaplıyor bedeninin etrafını ve yaklaşamıyorlar.Sonra ashab onun cesedini hiç dokunulmamış ve misk kokuları içinde buluyor.

Rabbim, evlatlarımızı her türlü kötülükten, fenalıktan, ins ve cin şeytanlardan esirgemeni, bu sahabe efendimizin ömrü boyunca dua edip yalvardığı gibi yalvararak diliyoruz Sen’den. Amin…