Keşif…

Kütüphaneden geliyorduk, sitenin bahçesine girince bir anne ile kızı gördüm. Kız iki tekerlekli bisiklete alışma turları yapıyordu belli ki. Anne yolun az aşağısında bekliyor, kız yukarıdan bisikletle ona doğru geliyordu. Anne “yavaş yavaş, korkma korkma” filan diyerek bisikleti tutmaya çalıştı kızı düşmesin diye. O an bir hengâmeye kapıldılar ikisi de ve kız bisikletle birlikte yana doğru düştü. Anne de bu arada dengesini kaybederek epey sendeledi ama düşmedi neyse ki. Sonra anne birden kızına bağırmaya başladı: “Korkma diyorum ne korkuyorsun, tamam anlaşıldı sen bu işi beceremeyeceksin, iki tekerlekli bisiklet faslı bitmiştir senin için, kaldırıyoruz bisikleti” gibi onlarca cümleyi aynı anda sarfediverdi. Kızcağız da “hayır anne bitmedi bitmedi” diyerek savunmaya geçtiyse de, anneyi ikna edebilmiş görünmüyordu hiç…

Bu olayı pek çok yönden analiz edebiliriz ama öncesinde şunu söylemek isterim doğrusu. Hepimiz şimdi bu anneyi yadırgadık ve kınadık değil mi? Yaptığının insani açıdan ve pedagojik olarak ne kadar yanlış olduğu ortada. Biz böyle hata yapmazmışız gibi görüverdik bir anda bu olayı. Oysa bizlerin de gün içinde çocuklarımıza karşı onların içinde yara açacak öyle davranışlarımız oluyor ki… Belki bu denli büyük değil, belki gözümüze görünmüyor ve belki de en kolayı karşımızdakinin hatasını görüp eleştirmek oluyor. Oysa insan insanın aynasıdır değil mi? Ne zaman ki bir annenin çocuğuna olan böylesi davranışlarına şahit olurum, aynaya baktığımı hisseder, bir durup sorgularım anneliğimi. Dışarıdan baksam bana, bu anneye baktığım gibi, neler görürüm acaba?

Bir gün markette bir anne, çocuğunun yanında çocuğu için reyon görevlisine “insan evladına gıcık olur mu? Ben gıcık oluyorum buna” dedi. Bunlar çocuk için hele ki onun yanında söylenmeyecek sözler değil mi? Çocuğun psikolojisi için ne kadar yanlış ve acı. Peki, annenin psikolojisi? Bir anne olarak böyle bir cümle kurabilecek duruma onu neler getirdi acaba? Ve hem böyle düşünüp, hem de sonra böyle düşündüğüne üzülüp kendine kızmıyor mu dersiniz? Kendine karşı öfke dolmuyor mu ben nasıl bir anneyim, bu nasıl bir çocuk diye? Bu kısır döngünün içinde nasıl sağlıklı kalabilir bir kadın, bir anne…

Ben dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum dostum… “İçindeki çocuğun yaralarını sarmadan, kendi çocuğunu iyileştiremezsin.”

İşte bu yüzden soruyorum: Siz bir dışarıdan bakmayı denediniz mi hiç kendinize? Başkalarının gözüyle nasıl gözüktüğünüzü değil, bir çocuk Ayşe, Fatma olarak kendinizi nasıl gördüğünüzü soruyorum. Kendi çocukluğunuz sorgulasın yetişkinliğinizi. Ben çocuğuma “korkaksın, böyle öğrenemezsin bisiklet sürmeyi” derken, kendimde gördüğüm nedir mesela? Mükemmeliyetçi bir insanım ve başarıyı her şeyin önünde görüyorum da, başarısızlığa tahammülüm yok mu? Bir korku kültürü ile büyüyerek kendimi başkalarına ispata çalıştığım için, BEN olarak değer görmedim ve yapıp yapamadıklarım hiç dikkate alınmadı mı? Bir kompleks içerisindeyim ve elaleme karşı ispat çabasındayım da “yapamıyor baksana çocuğu” diyeceklerinden mi korkuyorum? Sabır denen şey benim yakınımdan geçmiyor mu? Deneye yanıla öğrenileceğini ben hayatımda hiç tecrübe etmedim, buna fırsat verilmedi mi?

Anne orada, çocuğun yanı başında duruyorken, ona cesaret vermesi gerekirken korku aşılıyor. Oysa o anne orada! O kadar iyi bir anne ki aslında, herkes kadar. Çünkü orada! Git kendi başına öğren dememiş, düşer ve bir yeri incinir diye korkmuş belli ki. Kızına destek olmak istemiş, hemen ORADA yer almış. Bisiklet aşağı doğru gelirken de düşmesinden endişe ederek, onu durdurmaya ve bisikletin hızını kesmeye çalışmış. Çünkü ben olayı dışarıdan izleyen biri olarak çocuğun içinde bulunduğu duruma üzülsem de, annesi kadar ona merhamet ve sevgi besleyemem. Anneler çocuklarını koşulsuz sever evet, her daim yanlarında dururlar ama hareketlerin de bu sevgi kadar doğru ve gerçek olması gerekir. Bu sevgi kadar doyurucu, bu sevgi kadar kalbe dokunucu olması gerekir. Aksi halde ORADA olmak, çocuğa fayda değil, zarar verecektir. Sonra ben ne yaptım ki diye soruyoruz çoğu zaman. Hep yanındaydım, hep destek oldum, hep onun iyiliğini istedim. Ama metodun yanlış olduğunu keşfedemedin be anne…

İşte bu yüzden şimdi “ne yani annelerimiz psikoloji mi biliyordu, biz deli mi olduk, neyimiz var” diyen nesle kızıyorum. Çünkü anne babanın hatalı davranışları insanı psikopat yapmaz hemen evet, şizofreni filan gibi uç rahatsızlığınız yoksa durumun size hiç yansımadığını da düşünebilirsiniz. Çünkü psikoloji eşittir delilik, psikologa gitmek de eşittir tımarhaneye düşmek(!) Böyle zamanlarda ortaya çıkıyor kişiliğimiz, karakterimiz, nasıl yetiştirildiğimiz yani çocukken bize psikoloji bilip anlamadan davranan anne babamızın yansımaları. Bu yüzden bizim “çocuklarımızı nasıl yetiştirebiliriz, onlar için neler yapabiliriz, onların psikolojisini etkilememek için nasıl davranabiliriz” sorularından önce, kendi içimdeki çocukta ne gibi hasletler var diye sorgulamamız gerekir. Ben nasıl bir insanım? Davranışlarımın altında yatan nedenler nelerdir? Beni bu davranışa iten duygu nedir? Ve bu duygu bana nereden gelmiştir? İnsanın kendini keşfetmesi sanıldığı gibi “romantik” bir olgu değil, çok sancılı bir süreçtir. Ama acı çekmeden, bunlarla yüzleşmeden iyileşemeyiz. O iğne sana bir kez battığında belki canını acıtıyor ama içinde şifa gizli aslında ve sen bunu biliyorsun…