Hadis Okumaları-1-

“Siz de çok yumuşaksınız, arada bir kabadayı olacaksın, öyle hep yumuşak olmaz” dedi 9 yaşına girmek üzere olan oğlan çocuğu.

“Benim iman ettiğim Peygamber(s.a.v.)’in ahlakı böyle değildi, o her zaman yumuşak sözlü idi. Öyle ki Allah ayetinde eğer böyle yumuşak sözlü olmasaydı, etrafındakiler dağılıp giderdi buyurur. Sadece Müslümanlara karşı değil, müşrik toplumun bireylerine karşı da yumuşak sözlü idi ki hidayet bulmalarına böylece vesile olabilirdi. Zaten Müslümanlar kendi aralarında birbirlerine merhametli, azılı kafirlere karşı şiddetli olurlar ancak” dedim…

Sustu, rol model çok büyük bir yerden gelmişti, buna diyecek bir şeyi, itiraz edebilecek bir cümlesi yoktu. Çünkü şeytan/nefs/ego ve kibirden çok uzaktı o yaşta. Yetişkinlere yaptıkları yanlışlar konusunda uyarıda bulunmak istediğimizde bir hadis sunarsak, bir sünneti hatırlatırsak “ama” ile başlayan cümleler kuruyorlar hemen. O öyle yapmış AMA, o zaman devir farklıydı, insanlar farklıydı, ortam/şartlar farklıydı ve daha nice nice AMAlar… İşittik, itaat ettik demekten çok uzak bir pozisyonda duruyorlar çünkü. Şeytan/nefs/ego ve kibir iş başında…

Bu neden kaynaklanıyor biliyor musunuz? İmandaki eksiklikten ve bir önceki yazıda konuştuğumuz konudan yani yanlış İslam algısından. Oysa bir çocuğun saflığıyla Peygamber(s.a.v.)’i sevebilmek demek, o imana ihlasla sahip olabilmek demek. O(s.a.v.) dediyse tamamdır diyebilmek…

Bunun için çocuklarımızı yetiştirirken en çok dikkat etmemiz gereken nokta, Peygamber(s.a.v.) sevgisi olmalı. Çünkü o da bizim gibi bir beşerdi. O bizim önümüzde örnekti, bizim gibi yiyen, içen, tuvalete giden, alışveriş yapan, evlenen ve çoluk çocuk sahibi olan bir Beşer, en hayırlısı beşerlerin. Hani soyut kavramları anlayamıyorlar deniliyor ya psikolojide, buyur en güzelinden SOMUT bir kavram, bir örnek sana. Sun çocuğuna O(s.a.v.)’nu. Ama unutma ki bunu yapabilmen için, senin de O’nu tanıyor olman gerekir, hayatında örnek alıyor olman, davranışlarını insani ve İslami olarak O’na benzetiyor olman gerekir. Bunun yolu da sıklıkla hadis okumaktan ve siyer ile O’nu tanımaktan geçer. İnsan tanımadığı, bilmediği birini gerçek manasıyla sevemez. Çocuk da öyle, sevsin istersen O’nu, çokça anlat, çokça bahset O’ndan.

Soruyorlar bazen nasıl ders yapalım çocuklarla diye. Rasulullah (s.a.v.) hayatın içinde zaten, her hareketimizi O’na uydursak, O’nun izinden gitsek, sık sık da bunu bulduğumuz her fırsatta sözlü olarak dile getirsek, en güzel dersi işlemiş oluruz…

Reklamlar

Gerçek İslam Anlayışı

Bizim Müslüman anneler olarak çocuklarımıza öğreteceğimiz en temel düstur, Kuran ve sünnete uygun gerçek İslam anlayışı olmalıdır. Hani çocuklarımıza diyorum ama, evokulumuz’un gayesi annelik yolculuğumuzda insan olarak, Müslüman olarak önce kendimizi terbiye edip eğitmek olduğu için, işe kendimizden başlasak daha doğru olacak kanaatimdeyim. İçinde bulunduğumuz çağın en kötü yanı, İslam algısının bozulmuş olması maalesef. Etrafta belki başörtülüler, namaz kılanlar, sakallı oğlanlar çoğaldı(ki onlar da zaten tarz şeklinde kirli sakallı ama kızlarınki de tesettür değil ya zaten) ama Peygamber(s.a.v.)’in bize hayatıyla/yaşantısıyla örnek olarak miras bıraktığı gerçek İslam yok olmaya başladı. Mesture bir bayan ile olmayan arasında zahiren başındaki bir çaputtan başka fark kalmadı mesela. Başörtü, yapabileceği hiçbir iş için ona engel gibi gözükmedi. O da hemcinsi olup tesettüre bürünmemişlerin yaptığı her eylemi yapabiliyor şu anda. Bu durum, sadece gerçek manada tesettürlü olmayanlar için değil, peçesine varana kadar zahiren tesettürü hakkıyla yerine getirenler için bile böyle. Gözlerini süze süze resimler paylaştığında, övgüler alıp bununla mutluluktan havalara uçan bir kesimden bahsediyorum. Vücudu hakkında konuşulduğunda bundan mest olan, hayâ duyamayan insanlardan. Neresini ne kadar örttüğünün bu durumda bir anlamı kalıyor mu? Hayâ imandandır demiyor mu bizim Nebimiz bize (s.a.v.)?

Çağ diyorum, çünkü haramlar insanın nefsini öyle kuşatır ki, kendini bir anda içinde buluverirsin. 35-40 yaşından sonra başındaki örtüyü çıkarıp, “aslında ben buymuşum, bu olmalıymışım” demeye başlayan insan sayısı git gide çoğalıyor. Üstelik bunların birçoğu ya kendileri ya da anne babaları zamanında 28 Şubat mağduru olmuş, başörtüsü zulmünü yaşamış İslamcı tayfanın insanları. Neden? Çünkü şeytan her daim peşimizde, haramlar İslam kisvesi altında bile öylesine yaygın; çünkü biz asr-ı saadeti değil, ahir zamanı yaşıyoruz.

Kompleksli Müslüman kardeşlerimizin sayısı da epey artıyor. İslam’a uygun olmayan yaşantı içindeki insanları uyarmamız gereken yerde, poh pohluyoruz. Gittiği yolun yanlışlığı bizi zerrece ilgilendirmiyor çünkü biz fazla HUMANİSTİZ. Ayrıca psikoloji/sosyoloji/felsefe gibi alanlarda öyle bilgili ki hayran oluyoruz. Kaç ayet bildiği, kaç hadisi hayatına geçirdiği bizi ilgilendirmiyor. Zaten de ayet ve hadislere öyle manalar yüklüyor ki hayranlığımız da artıyor o kişiye karşı. Bunca alimin, müçtehidin düşünemediğini düşünebilmiş(!), bakamadıkları yerden bakabilmiş(!) hatta daha da ileri gidip müteşabih ayetlere bile el atabilmiş. 1400 senedir doğru anlaşılmayan hadis ve sünnet ilmine bile yepyeni bir bakış açısı getirmiş. Alkış… Bu insanlara paye veriyor olmamız İslam’ın özüne zarar vermeye devam ettiği gibi, dini tam olarak anlayamayan insanlar için de “demek ki bu da olabilir” algısı oluşturarak yanlışa öncülük edilmiş oluyor. Ve kitle, giderek büyüyor.

Bir de meşrulaştırıp yaygınlaştırmak var elbette. Birileri yaptıkça, göz alıştıkça, diğerleri bunu yapmaya başlayıp bir kısmı da destekledikçe artıyor yanlışlar. Şule Yüksel’in bir röportajını izlemiştim çok uzun yıllar önce. “En büyük pişmanlığım, bu sıkmabaş modasını başlatmak oldu” diyordu. “Tesettür nefsime zor geldiği için, izlediğim bir filmden etkilenerek böyle küçük eşarpla da olabilir diye düşündüm. Benim gibi nefsine zor gelen herkes de öyle yapmaya başladı ve giderek yaygınlaştı” nev’inden şeyler söylüyordu (Pişman olup tevbe yolunda olduğu için Allah açtığı bu çığırdan dolayı onu affetsin. Amin). Şimdi gelinen noktaya bakıyorum. Bizim üniversite yıllarımızda sahneye gitarla çıktığı için haber olmuştu bir arkadaş. Başörtü ve gitar hiç yakışmayan bir ikili idi. Çok dikkat çekmiş ve yadırganmıştı. Aradan geçen 10 sene içerisinde öyle bir evrim geçirdi ki başörtüsü, başörtülü kızlar ve bunların getirdiği İslam anlayışı. Bugün de belki böylesi bir görüntüyü yadırgayacak olanlar olsa da savunucusu hatta örnek alıp aynı yoldan gidenleri arttı.

Bu durum, çocuklarını İslam üzere yetiştirmeye çalışan anneler olarak bizi çok korkutuyor. Çünkü bozulan en önemli şey, beyinlerdeki/zihinlerdeki İslam algısı. “Bunca haramdan çocuklarımızı nasıl koruyup, onlara İslam’ı anlatacağız” diyordu bir arkadaş endişeyle. “Çocuklarımızı bir kenara bırakalım, imanın kor ateş gibi elimizde durduğu şu devirde kendimizi nasıl koruyacağız esas” dedim. Din artık çok rahat yaşanıyor, başörtüsüyle her yere girilebiliyor diye düşünen ve gevşeyen Müslümanlar mücadeleyi çoktan bıraktı. Yetişkinler bile etraflarını çevreleyen bu gevşeme ve haram ortama dayanamayıp dinlerini, yaşantılarını, geçmişlerini, örtülerini bir kenara bırakıyorken çocuklarımızı nasıl koruyacağız demek ikinci aşama oluyor. Seni de çekiyor çünkü bu çark içine. Herkes yapıyor, paylaşıyor, sosyal medya haramı meşrulaştırma işini abartıyor, “ne olacak ki canım”la başlıyorsun. Ve neler olacağını tahmin bile edemiyorsun. Sonra bakıyorsun ki başörtülü bir kadın olarak “abla ne güzelsin gözümü senden alamıyorum” diyen takipçine (bayan ya nasılsa) göz kırpıyorsun, peçeli görünüyorsun ama “kaşlarını aldırdın mı orijinal mi” diyen takipçine hiç ellemedim diye hava atabiliyorsun. Bir karış sakalın var ama eşin yanında arz-ı endam ederken sen aşk dolu bakışlarınla ona yan yan bakarak, çaktırmadan selfie çubuğuyla resminizi çekip “Allah herkese dininin yarısını böyle tamamlamayı nasip etsin, hatunum, canım ciğerim” yazabiliyorsun.

Çünkü hiç ayet hadis okumadığın gibi, hiç siyer de okumamışsın. Bir Peygamber (s.a.v.) hayatı nasıldı, eşleri nasıl yaşadı, sahabeler bize nasıl örnek oldu, hayâ imandandır derken neyi kast etti Allah Rasulu(s.a.v.) anlayamıyorsun. “Kızım yanımda misafirlerle geldim, perde arkasına geç” diyen bir Rasul düşün kızı Fatıma’ya. Eşiyle yürürken akşam karanlığında, sahabeden birilerine rastlayınca fitne olup yanlış anlaşılmasın diye eşinin koluna giren bir Peygamber düşün. “Öldüğümde bile vücut hatlarım kimseye belli olmasın, beni çıplak yıkamayın ve bir tabut içinde götürün mezarlığa” diyen bir Peygamber kızını düşün. Ve nicelerini…

Kendimiz, biz, iğne… Sonra çocuklarımız, sonra başkaları, sonra çuvaldız…