Neyi Kutlayalım?

“Mekke’nin fethini kutlayabilir miyim peki?” diye sordu büyük oğlan. “Hani biz yılbaşı kutlamıyoruz, ama Mekke’nin fethi iyi bir şey sonuçta değil mi, onun kutlamalarına gitsek?”

Müslümanların kafasına bu kutlama mantığını kimler soktu bilemiyorum tarihçesini. Ama ben “Geçen yıl bu zaman Mekke’yi fethetmiştik değil mi? Hadi Ya Ebubekir, Ömer, Osman, Ali! Bir program hazırlayın da kutlayalım fethimizi. Çağırın sesi güzel olanlarınızı içinizden, ilahiler söylesin. Tilaveti en güzel olanınız Kuran’dan birkaç sayfa okusun açılışında.”diyen bir Peygamber(s.a.v.) hayal edemiyorum, kusura bakmayın. Ve bir Müslüman olarak, Peygamberimin (s.a.v.) yapmadığı bir şeyi ritüel haline getirip yapmayı, kendime yakıştıramıyorum.

Ne var ki–benim adına “gettoluk” dediğim- şu kompleksli ruh halinden kurtulamadık. İlla ki alternatif bir şeyler bulacağız şu “gavur icatlarına”(!) Onlar onu kutluyorsa, biz de bunu kutlayalım. Onlar şöyle yaparsa, biz de böyle yaparız. Onlar konser veriyor, biz de ilahi konseri yapalım. Gençlerimiz kızlı-erkekli coşsunlar konserlerde… (şu anki kutlamalarda durumu bilemiyorum açıkçası, 13 sene öncesini baz alarak yazdım bu satırları)

Hayır efendim, senin kendi Müslüman kimliğine yaraşır bir karakterin, prensibin, haysiyetin,duruşun olmalı. Senin dinin sana yeterli gelmiyor mu ki? Ne demiş Efendimiz(s.a.v.) Müminin iki bayramı var: Ramazan ve Kurban. (Cuma da müminin bayramıdır onu ekleyelim). Bu iki bayramı helal dairede gönlünden geldiğince güzel geçir. Geceden süsle evini, çocuklarına hediyeler al, yapabiliyorsan eş-dost, aile büyüklerini çağır sabah kahvaltıya ya da sen git böyle bir organizasyona. Diyorum evet Said Nursi’nin dediğini: Helal daire, keyfe kâfidir…

Öyleyse kendini böyle aşağılarda görüp, sürekli birilerine yetişmeye, benzemeye çalışma. Ben yeni yıl kutlamalarından bahsetmiyorum dikkat et bu yazımda. Özelde Mekke fethi kutlamalarından bahsediyorsam da genelde Müslümanların içine yerleştirilmeye çalışılan bu “kutlama kültürü”nden söz ediyorum. Çocuk etrafta görüyormuş ne olacakmış. Ama taviz tavizi doğurmaz mı? Bu dönemde bunları görüyor, başka dönemlerde de başka şeylere şahit oluyordu çocuklar. Her dönemin kendine has bir imtihanı vardır çünkü. Ufak ufak kopara kopara ne kalıyor geriye dinimizden?

Çocuktur anlamaz mı gerçekten? A tabi, koca koca insanlar anlamıyor; karşı çıkıldığında bin dereden su getiriyor kılıf uydurmak için değil mi? Ama çocuk, tertemiz fıtratı ile, anlatmayı bilen için büyük bir mucize ve anlayış. Anlar o, sen anlat. Müslümanlığı anlat ona, Peygamberini (s.a.v.) anlat, bizim dinimizde, kültürümüzde yer almayan kutlamaların bizden neler götürebileceğini de…

Not:  Celaleddin Vatandaş’ın Tevhid ve Değişim kitabını, bu konuyla ilgili kesinlikle tavsiye ederim.

Reklamlar