Siz Yine de Söyleyin…

Anneannem 90 küsur yaşında vefat etti. Çocukluğumdan beri hep anlattığı geçmiş zaman hikayelerini dinledim. Her anlattığı hikayenin sonunda “hey gidi, bunların hepsini ben mi yaşamışım? Bak şimdi hepsi çok geçmişte kaldı. Sanki hiç yaşamamışım gibi” derdi. Zaten hikayenin karakterlerinden bahsederken de hep “rahmetlik” diye rahmet okurdu, yani bu dünyada artık nefes almayan şahısları mevzu ederdi. Torunlarının bile çocukları vardı artık ve arkaya dönüp baktığında dünya hayatının bu hızına şaşıyordu. Fakat henüz çocukluk ve gençliğin baharı arasında sıkışıp kalmış olan bizlere hiç bir anlam ifade etmiyordu bu cümleler. Masal gibi dinliyor, he deyip geçiyor, zaman zaman şaşırıyorduk o kadar.

“Bunları ben mi yaşamışım” sorusundaki zamanın acımasızlığı…

Ve ayetteki “onlara dünyada ne kadar kaldınız diye sorulacak”bahsi. Hani bir gün ya da daha az denilecek ya… Anneannemin özlü söz niyetine söylediği o cümleler işte bunun kanıtı idi, o zamanlar bir kulağımızdan girip diğerinden çıksa da…

Bu hikayeyi anlatırken “bakın zaman işte öyle çabuk geçiyor, ona göre davranalım” demek istemiyorum ama ben, bu zaten ana fikri hikayenin. Siz bunu açıkça görüp anladınız değil mi? Çünkü ben de, bir zamanlar hiçbir anlam ifade etmeyen bu cümleyi, her ortamda söylüyorum bazen kendi kendime, bazen etrafımdakilere. Dönüp bakınca “ben ne zaman anne oldum, bunlar ne zaman üçlendi” diyorum. Ve zamanın hızını, bir şeyden bahsederken “bundan 10 sene önceydi” demeye başladığımda keşfediyorum. Benim 10-15 sene öncesine ait bir anım var ise eğer, ne kadar da yaşlanmışım! Sonra sürekli bu sözü hatırlayıp, ileride vah ömrüm dememek için ne yapsak da dolu dolu geçirsek diye kafa yoruyorum.

İşte tam da bu kafa yormalar arasında bu hikayede dikkat çekmek istediğim noktaya geliyorum: TELKİN! Görünen mesajın altında yatan çok daha büyük bir psikolojik gerçeklik çocuk eğitimi adına…

Çünkü bir zamanlar bize bir anlam ifade etmeyen ve umursamadan dinlediğimiz sözcükler, zaman geldiğinde içimizden birer birer çıkarak canlanıyordu. Anlam ifade etmeye başlıyor, aklımızı başımıza getiriyor, “annem-babam da böyle derdi” diye anıyoruz. Çocuklarımız, şu anda sözümüzü dinlemiyor gibi gözükebilirler, her daim söylediklerimizin aksine de hareket ediyor olabilirler, bu bizi yıldırmamalı. Biz telkinlerimize devam etmeli, vereceğimiz mesajları bilinçaltlarına yerleştirmeye devam etmeliyiz. Sen söyle, sen nasihat et, sen uyar, sen ince ince işle bir nakış gibi. Günü geldiğinde Allah nasip ederse eğer, onların hepsini hatırlayacak, uygulayacak, yaşayacak ve görecek. Şimdi, senin de bir zamanlar olduğun gibi çocuk/ergen/genç o. Kendince doğruları var ve senin sözlerin ona ninni gibi, masal gibi geliyor ve hoşlanmıyor ama istemese de yerleşiyor beynine.

Hani Cüneyt Arkın’ın bir filmi vardı küçükken izlemişsinizdir belki. Çocuğuna küçükken hep babaya saygıyı öğütlüyor ve babaya kalkan eller taş olur diyor. Sonra düşmanlar çocuğunu kaçırıyor ve oğlunu ona karşı bir düşman olarak yetiştiriyorlar. Büyüdüğünde babasının karşısına çıkarıyorlar ve oğlu ile babayı savaştırıyorlar. Çocuk babasını tanıyamıyor tabi küçükken kaçırılmış ve aradan yıllar geçmiş. Ama elini kaldırınca taş oluyor eli.(tamam sahne çok komik görünüyor kabul ediyorum ama önemli olan almamız gereken mesajları hayatın her alanında bulmak ve almak sanırım) O an çocuk hatırlıyor o sözleri. Karşısındaki adamın babası olduğunu anlıyor. Oysa yüzünü bile hatırlayamayacak kadar küçük. Telkin böyle bir şey işte demek istiyorum bu Yeşilçam örneği ile. Somutlaştırdım mı şimdi?

Biz gidişattan sorumluyuz, sonuçtan değil. Hani denir ya Hatice’ye değil, neticeye bak diye. Bu, biz anneler için geçerli değil. Biz neticeyi bilemeyiz, o bize gayb’tır ve gaybı da yalnız Allahu Teala bilir. Biz neticeden değil, Hatice’den sorumluyuz, Ayşe’den Fatma’dan, Hasan’dan Hüseyin’den…

Allah’ın yoluna en güzel sözlerle çağırmakla mükellefiz biz, onlara İslam’ı anlatmakla, yaşayarak örnek olmakla, hadis ve ayetleri okuyarak tertemiz zihinlerine işlemekle sorumluyuz. Şimdi küçük anlamıyor görünebilir, ergen umursamıyor görünebilir ama Allah’ın izniyle gün gelecek hepsi onlar için kıymetli birer maden olacak. Tıpkı yıllar sonra anneannemin söylediği cümleleri hatırlayıp, işte ömür böylece hızla geçiyor, son nefesi vermeden bir şeyler yapmalı demem gibi…

 

Reklamlar