Neden Okulsuz Eğitim?

:”Onlara da hak veriyorum ve aslında ben çocuklar için üzülüyorum. Sizi burada beş-altı saat bu sıralarda oturtsam durabilir misiniz? Biz bu çocukları hem bu sıralarda saatlerce oturtuyor, hem susturuyor, hem de dikkatlerini bir konu üzerine toplamaya çalışıyoruz.”

“Çocuklar bazen geliyor eve gelen bir misafiri anlatıyor, birisi annesinin doğum günü olacakmış haftaya ondan bahsediyor. Anlıyorum sevinçlerini benimle paylaşmak istiyorlar ama her birine söz hakkı versem 32 kişi, ben nasıl ders işleyeyim”

“Yaş grubu olarak küçükler. 4+4+4 sistemi ile çocukları 60. ayından itibaren okula gönderiyorsunuz ama bu çocuklara zulüm oluyor. Birinci sınıf daha kolayca geçse de, ikinci sınıfın müfredatı ağır olduğu için çocuklar çok zorlanıyor.Bakıyorum çok sıkılıyorlar, ama benim de yetiştirmem gereken bir müfredat var. Bazen sırf bu yüzden resim dersi, oyun ve fiziksel aktivite gibi dersleri yetişmeyen konular için kullanmak zorunda kalıyorum. Sistem hem bize çocuklara haftada 4-6 saat oyun oynatın çok sıkmayın diyor, hem verdikleri müfredat ile öyle bir sıkıştırıyor ki yetiştirmek için o oyun saatlerinden çalmak zorunda kalıyoruz. ”

Bunlar bir ilkokul öğretmeninin dilinden dökülen cümleler…

Aslında biliyorum bunların üzerine hiçbir söz eklememe gerek yok…

12yilzorunluegitim_2Çocuklarımızı küçücük yaşlardan itibaren fıtratlarına çok zıt bir sistem olan okullara göndermiyoruz aslında,onları oraya hapsediyoruz. Şimdi uzun uzun okulsuzluğu anlatacak değilim, okula göndermezsek ne yapalım’a da girmeyeceğim. Bunlar çok derin konular ve bu yazı için çok çok uzun mevzular. Burada değinmek istediğim şey, bir öğretmenin bakış açısı ile okulsuzluk fikrimizi ne denli desteklediğini göstermek. Ve çocuklarımızı okula gönderiyorsak, en azından çocuk olduklarını unutmadan davranmak gerek onlara. Okulda çöp atmaya giderken seke seke gidiyorsa, şımarıklığından değildir o, parkta oynaması gereken bir saatte ve yaşta sıralara üniformalara, suskunluğa hapsetmeye çalıştığımız içindir mesela. Öğretmen bilemiyorsa bile nasıl tepki vereceğini, biz yüklenmeyelim ve gerekirse öğretmenlerle konuşalım bu meseleleri…

Bir de veliler…korkunç durumdalar… Sırf bu bile bir çocuğu okula göndermeme sebebi olabilir. Okulda işlenen ders yetmiyor gibi, eve verilen birkaç sayfa ödevi yetersiz görüyor ve kaynak kitap diye çıldırıyorlar. Toplantıda veliler,  çocuklarına kitap okutturamadıklarından bahsettiler ve öğretmenden ceza vermesini istediler. Evet yanlış duymadınız. Evde çocuğuna kitap okutamıyor. Kendi kıt aklıyla çocuğu üzerinde kuramadığı disiplini öğretmenden bekliyor. Okumayana ceza verin diyor. Öğretmen “ben aslında çok ceza verme taraftarı değilim ama tamam o zaman, kitabını okuyamayan teneffüste kitap okusun” diyor. Yapılması gereken bir işin/eylemin/ödevin yapılmaması karşılığında ceza olarak aynı işin/eylemin/ödevin verilmesi korkunçluğu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir yerde okumuştum. Şöyle diyordu: “Biz yazı yazmayı sevmeyen bir nesiliz çünkü, yaramazlık yaptığımızda “elli kere bu cümleyi defterine yaz” diye ceza veriyorlardı. Ceza olumsuz bir şeydir. Yazı ya da okumak ceza olarak verilir mi?” 

Yani nerden baksan tutarsızlık,nerden baksan ahmakça! Başımız belada…

(Bu arada Peygamber ve sahabi dönemini ve  hulefa-i raşidin dönemini iyice araştırırsanız, günümüzdeki gibi bir okul mantığının asla olmadığını görebilirsiniz. Bunu özellikle İslami referans olması açısından yazıyorum.)

 

Reklamlar