Daha İyi Bir Anne Olabilmek İçin-1-

Biz nerede hata yapıyoruz biliyor musunuz? Çocuklarımızı nasıl yetiştiririz diye sürekli kendimize sorarak. Daha önceki yazılarda da birkaç kez değinmiştim önce kendimizden başlamalıyız işe diye. Bunu iki cihetten söylüyorum: İslami olarak ve insani olarak. Yani biz Müslüman anneler olarak İslam’ı düşünüyor, hep o açıdan yaklaşıyoruz olaya. Bunun için önce kendimizi geliştirip, daha iyi bir Müslüman nasıl olabilirim demeliyiz evet; ama işin daha ince bir boyutu var ki o da insani boyutu. Biz insan olarak kendimizi ne kadar geliştirebiliyoruz? Hani vardır ya Yunus Emre’nin: Bir kez gönül yıktın ise/Bu kıldığın namaz değil şiiri. İşte onun gibi, ibadetlere yoğunlaşmak, çocuğumu İslami bir yaşantı ile yoğurmaktan öncesi, kendimde var olan özellikleri biliyor muyum? Kendimi tanıyor muyum? Çocukluğumdan getirdiğim yaraların ne kadar farkındayım ve onları ne kadar sarıp sarmalayıp iyi edebiliyorum? Dahası, onları kabullenip kendimi seviyor muyum?

İşte bu yüzden bu yazı dizisine başlarken ilk yazıda işin insani boyutunu ele almak istedim. Biz, evlenince eşimizi tanımaya çalışıyoruz. Çocuklarımız oldukça onları tanımaya çalışıyoruz ama kendimizi tanımak için çaba göstermiyoruz. Çünkü “ben, benim işte. Ne demek kendini tanımak!” diyoruz çoğu zaman, şaşırıyoruz bu soruya. Çocuk eğitimi adına kitaplar okuyoruz, programlar dinliyoruz. Çocuğa şöyle yaklaşın, böyle yapın. Okurken ne kolay, ama yapamıyoruz. Neden?Çünkü senin içindeki çocuk çok bambaşka bir şey söylüyor sana ve o sağlıksız çocuğun yönlendirmesiyle hareket ediyorsun çoğu zaman. Hiç kızılmayacak şeylere kızıyorsun bazen, gereksiz bağırıyorsun, bir dakika önce canım cicim diye öpüp okşadığın çocuğu iki dakika geçmeden hırpalıyorsun. Bilemiyorsun çünkü hangisi olmalı tam olarak? İçinde bir çatışma hali var devamlı. Kızarken “elbette kızacağım çok haklıyım, o da beni kızdırmasın” diyorsun. Biraz sonra vicdan azabı çekerken “ben ne kadar kötü bir anneyim, aslında o kadar da kötü bir şey yapmamıştı” diyorsun.  Sonrasında çocuktan özür dileyip, ilişkiyi iyice laçkalaştırıyorsun. Allah Rasulu (s.a.v.)’nun dediği gibi oysa “Sabır, musibetle ilk karşılaşıldığı anda gösterilendir”.

Çocuğum çok başarılı olsun diye çabalıyorsun mesela, çok düşünmüyorsun o bunu istiyor mu gerçekten diye. Onun başarıları ile övünme çabasında mısın?Yoksa gerçekten de hayatta başarılı olsun, bir yerlere gelsin istiyor musun? Bunu kendine samimi soracaksın ama. “Tabi ki ikincisi” demeyeceksin hemen. Eğer ikinci seçeneği seçersen, o zaman sana “bunu çocuğa rağmen mi istiyorsun” diye sorarım. Yani çocuk ders çalışmak istemiyorsa mesela, okul onun gözünde çok önemli değilse, mutsuz ola ola, elinde terlik başında bekleye bekleye ödev yaptırıyor musun? Demek ki ilk planda düşündüğün çocuk değilmiş…

Başkaları tarafından çocuklarına gelebilecek hiçbir eleştiriye hazır değilken, kendin en ufacık hatalarında bağırıp hakaret ediyor musun? Demek ki çocuklarını başkalarından koruma isteğin, çocuklarının iyiliği için değil, “benim çocuğuma kimse laf edemez” diyerek “ben”i ön plana çıkarmandan, kompleksten, özgüven eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir mi?

Okuyorsun türlü türlü psikologları. Tutturmuşlar bir güvenli bağlanma. Nedir Allah aşkına? “Çocuğum şöyle şöyle davranıyor, biz güvenli bağlanamamış mıyız yani şimdi?” Bu sorunun, bu korkunun altında neler yatıyor görebiliyor musun? Kendi ailesiyle kuramadığı bağlantının ezikliğini hisseden zavallı, masum yavrucak! Yoksa sen çocuğunun öz bakımlarını yerine getiriyor ve en önemli ihtiyacı olan dokunsal sevgiyi ona veriyorsan, kişiliğini zedelemeden hareket ediyorsan, daha ne yapacaksın?

Çocuk yemek yemiyor diye kendini paralıyorsun. Çeşit çeşit şeyleri katıp karıştırıp yedirmeye çabalıyorsun. Ağzını sıkıştırıyorsun, üstüne çıkıyorsun, bağırta bağırta karnını doyuruyorsun. Acaba çocuk cılız kalınca “bi çocuğa bakamamış” demelerinden korkuyor olabilir misin? Yoksa gerçekten de çocuk aç kalacak, güçten düşecek diye mi korkuyorsun? Oysa bu şekilde iştahsız olan çocukların çoğunun ne kadar hareketli olduğunu da görmüşsündür.

Ben kendimin farkına varmak istiyorum diyerek başlamalıyız anneliğe. Ve biliyor musun? Anne olmadan tam olarak kendini tanıyamaz, içindeki çocuğu keşfedemezsin. Çocuğunla iç çocuğun yüzleşmeye başladığında idrak edeceksin aslında her şeyi. Evlendiğinde başlar bu olay yavaş yavaş, neden böyle tepkiler veriyosun mesela eşine, neden tartıştınız ve senin tutumun ne oldu? Bunların ardından gelen kendini tanıma isteği, çocuğuna çok faydalı olacak. Çünkü, kendini bilen, aklı başında bir annenin yetiştireceği çocuk, sağlıklı bir iç çocuğa sahip olup, kendini bilerek yetişecek inşaAllah. Şimdi bizim yaptığımız gibi sürekli kendini keşfetme çabasında olmayacak 30 yaşından sonra…

(Kendimizi tanıma konusunun devamı ve bununla ilgili okumamız gereken kaynaklar, ikinci yazıda. O zamana kadar biz, içimizdeki çocuğun sesini dinlemeye çalışalım..)

 

Reklamlar

Instagram

Evokulumuz blogunun artık bir instagram hesabı var. Daha fazla kişiye ulaşmak amacıyla açılan bu hesapta, sadece blogdaki yazılar yayinlanacak, kitap ve oyun önerilerine yer verilecektir. Takibi kolaylaştırmak isteyenler ev.okulumuz instagram hesabıni kaydedebilir,yazılardan eş dost da faydalansin diyorsa kendi hesaplarında duyurabilir. 

Blogu askıya almıyorum,yazilar burada devam edecek inşallah. Buradan farkli olarak orada kitap önerileri ve duyurular yer alabilir…

Kimi Kimle Kıyaslayalım?

Hayata bakışımızı da, kendimizi değerlendirişimizi de, çocuklarımıza ve etrafımızdaki insanlara davranışımızı da, yaşadığımız olaylara verdiğimiz tepkileri de tek bir şeyle kıyaslayabiliriz: Kuran ve Sünnet metodu ile. O zaman hem sırat-ı müstakim’e ulaşmış, hem sağlam bir kulpa tutunmuş olacağız. O zaman, başkalarına bakıp gıpta ile hased arasındaki ince çizgide durma tehlikesinden kurtulmuş, Allah’ın da razı olacağından emin olduğumuz bir yola doğru adım atmış olacağız. Çünkü, bizim kendisini örnek aldığımız ve kendimizi onunla kıyasladığımız kişinin batını(içi) bize göre gayb’tır, bilinmezdir. Bize zahiren güzel ve doğru bir yol gibi görünse de, özünde Allah’ın kesin hoşnut olduğunu söyleyebilmek, kuru bir iddiadan öteye gidemez.

Etrafta Polyanna’ya rahmet okutacak derecede optimist anneler görüyoruz. Aslında reelde görmüyoruz farkındaysanız, sosyal mecralarda görüyoruz. Çok enteresandır ki, Kaf dağındaki Zümrüd-ü Anka sanki. “Siz nasıl bir annesiniz, hayranım size, keşke yakın otursak, keşke arkadaş olsak” deniyor,çünkü öyle bir arkadaşı yok. Reelde karşılığı yok gibi sanki. Oysa tamam var da, Kayyu’nun çizgi filmden fırlamış anne-babası gibi modellerden hakikaten de bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar var. Herkesin huyu, suyu, yaşantısı, doğrusu-eğrisi kendine de, buradaki üzücü nokta, girişte belirttiğim kıyas mevzusu. Anneler, böyle kişilere bakıp, öyle bir yetersizlik sendromuna giriyor ki, aynada düşman görüyor hale geliyor. Ben neden böyle değilim, ben neden bu kadar pozitif bakamıyorum her şeye, ben neden çocuğuma kızıyor bağırıyorum diye kendi kendisini yiyip bitiriyor. Oysa normal olan sensin. (Diğerine anormal demek manasında değil bu cümle elbette, çoğunluk meselesi.) Yüklerin var omuzunda belki onda olmayan, şartların çok bambaşka, senin eşin çok başka, çocukların onunkinden bambaşka. Her şey bu kadar “başka” iken, sen nasıl onunla “aynı” olmayı düşünebiliyorsun?

“Hayata olumlu bakalım, bardağın dolu tarafını görelim” demek insanlara, çok güzel evet; ama bunun yansıtılış şekli çığırından çıkmış durumda. Bir süre sonra iş enaniyete, egoistliğe dönüşüyor. “Ben müthişim,hayata böyle bakabiliyorum, sen de bak!” Oysa sen müthiş filan değilsin, Allahu Teala kimseye kaldıramayacağı yük yüklemez de, ondan bu rahatlık emin olun. Sabahın beşinde, altısında evladı tarafından uyandırılınca, onunla başbaşa geçirilecek vakit olarak görelim bunu demek, “tuzu kuruluk” ifadesidir. Sizin sabaha kadar sizi uyutmamış bir de bebeğiniz olsaydı, o saatte kalkan çocuğa “yavrum işin mi yok, git yatağına uyu, daha karga kahvaltısını yapmadı” demeniz, “takıl odanda biraz da ben az daha uyuyayım, gün ne zaman başladı bütün gece uyumadım” demeniz sizi kötü ve hayata negatif bakan bir anne yapmaz.

Çocuklarınıza sinirlendiğiniz bir anda, sizi sakinleştirecek bir eşiniz yoksa yanınızda, ki hatta eşiniz bile yoksa, maddi sıkıntılar içinde boğuluyorsanız, çocuklarınız hakikaten de insanı zorlayan cinste hareketli(hadi yaramaz da diyelim) ise kendinizi güçsüz ve aciz hissetmek yerine, Allah’ım bunları bana verdiğine göre, kaldıracak gücü de vermişsindir. Sana sığınıp, Senden yardım istiyorum deyip, Bismillah deyip kolları sıvayın. Bırakın çocuklarla etkinlik yapmayıverin, bırakın onlara ekstra şeyler öğretmeyip kitap okumayıverin, her gün park park, bahçe bahçe dolaşamayın bırakın. Bütün bunları yapmak zorundaymış ama yapamıyormuş gibi hissetmek, sizin üzerinize ekstra yük bindirip, gereksiz bir suçluluk psikolojisine sokacak. Bu durumda zararlı çıkan yine çocuğunuz olacak. Ve tabi siz de…

Allah Rasulu(s.a.v.)’nun ibadette ve taatte kendimizden üstün olana, maddi durumlarda kendimizden aşağı olanlara bakmamızı tavsiye etmesinde büyük bir hikmet yatmaktadır. Yüklerinizin ağırlığını hissettiğiniz an, sizin yapamadıklarınızı o an yapan annelere bakıp kötü hissetmektense, şartları çok daha zor olan kadınları düşünün. Ashabı düşünün, hicret ederken nasıl çile çektiklerini çoluk çocuk, nasıl zulme katlandıklarını. Şimdi de dünyanın birçok yerinde acı çeken anneleri düşünün evlatları kollarında ölen. Sağlıklarına ve varlıklarına şükredin, boşverin…

 

 

 

Beyaz Kağıt….

her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine….

 

yeniden ve bunca aradan sonra merhaba yolumuzu dört gözle, yazılarımızı tüm kalbiyle bekleyen sadık okurlarımız… “İnsanlara iyiliği emredip dururken kendinizi unutuyor musunuz?” ayetine muhatap olmamak adına verildi bu uzun ara…Ve şimdi yola birlikte talibim. Seninle, sizinle, birlikte, beyaz kağıtlarımızı hayırla doldurmak dileğiyle…

 

Bir Ayet Bir Hikaye

Çocuğunu İslami bir şuur ile yetiştirmek isteyen Müslüman annelerin en büyük sorusu, nereden ve nasıl başlamalı oluyor dini bilgiler anlatma hususunda. Bunun da birçok konu gibi çocuk sordukça ve merak ettikçe açıklanması gerektiğini düşünüyorum. Fakat bazı noktalar var ki, genellenebilir sanırım. Mesela küçük yaşlarda soyut kavramlara girmemek gibi, Allah sevgisinin korkunun önüne geçirilmesi gibi, akide konularını sonraya bırakıp, çocuğun ilk olarak ahlaki değerler ile tanıştırılması gibi.(Bu konuların hepsi ayrı ayrı yazı olarak gelecek inşaAllah.)

Kuran meali okumaya bu anlamda çocuklarla küçük yaşlarda başlanabilir. Kuran’da güzel ahlaka yönelik çok ayet yer aldığına göre,bunları çocukların anlayacağı şekilde açıklayarak okuyabilir, “Bakın Rabbimiz bizden ne istiyor? Güzel ahlaklı olmak için neler yapmalıymışız?” gibi sorularla okumamızı renklendirebiliriz. Nasıl yapacağını tam olarak bilemeyen anneler için de sağolsun çocuk kitabı yazarları ve yayınevleri işimizi kolaylaştırmış. Çocuk kitaplarını çok sık tanıtmıyorum farkındaysanız; bundan sonra inşaAllah her hafta mutlaka yer vermeye çalışacağım. Lakin her tanıtımda söylediğim gibi yine söylüyorum. Piyasada çok fazla yayın var. Üstelik şimdi dini yayınevlerinin de hepsinin aynı minvalde kitapları var. Ama hikaye kalitesi, görsellerin dikkat çekebilmesi, kağıdın kalitesi gibi konularla bazıları diğerlerine açık ara fark atıyor diye düşünüyorum. Bazıları piyasada var olmak için alana girmiş gibi, pedagojik arka plandan yoksun ve hikayelemenin çocuklara uygun olmadığını düşündürtüyor insana.

kurandan-bir-ayet-ve-hayatin-icinden-bir-hikaye_avatar_orjAyetlerle hikayeler yoluyla çocuklara ahlaki değerleri vermeye çalışan da pek çok kitap var. Bizim elimizde şu an sadece Nar Çocuk’un Bir Ayet Bir Hikaye kitabı bulunduğu için bu yazı karşılaştırmalı bir yazı olamayacak. Sadece bu kitap üzerinden söyleyeceğim. Çocukların Kurandaki ahlaki değerleri hikayeler yoluyla öğrenmesini amaçlayan bu kitapta, kurgulanan hikayeler çocukları konunun içine çekebilme noktasında gayet başarılı. Ayetler ile örtüşüyor; lakin ayetler pek bir uzun. Daha kısa ayetlere yer verilse, çocuklar ayeti ezberlemiş de olur aynı zamanda çünkü. Hadislerle Öğreniyorum serisini daha önce tanıtmıştım hatırlarsanız.(Buradan okuyabilirsiniz.) Oradaki hadisler öyle kısa ki çocuklar ezberlemişlerdi. Ayetlerin uzunluğunu göz ardı edersek, cilt olması ve kuşe kağıt olması da çocukları cezbeden önemli noktalardan özellikle okul öncesi dönem için. Kaç yaş için okunmalı sorusuna cevap vermiyorum biliyorsunuz ama biz 7 ve 4,5 yaş olarak okuyoruz. Hikayeler biraz kısa kısa olduğu için daha küçük yaş gruplarına da rahatlıkla hitap eder gibi geliyor bana. Zira bizimkiler bir tane hikaye okuyunca “bu çok az oldu” diyorlar.

Çocuklara piyasadaki en meşhur kitapları almanın peşine düşmeyelim. O en meşhur ve aynı zamanda en pahalı kitapların vereceği mesajları İslami bir şuur ile verebilen ve bizim için bu açıdan daha tercih edilebilir olan çok fazla kitap var. Ben bu iki tür üzerinde çocuklarımıza kitap almak gerektiğini düşünüyorum. Hayal dünyalarına yönelik masallar(ki bu masalların içeriğini iyi incelemek gerekiyor özellikle okul öncesi dönem için) ve İslami bakış açısı sunan kitaplar. Yani hikaye bile okuyacaksa çocuk içinden İslama uygun bir ahlak ve bilgi öğrenebilsin isterim. En meşhurların da kütüphanelerde olanlarını alıp, o yönlerini de öyle zenginleştirmek gerekiyor. Çünkü malesef burda biraz söylediğime zıt gibi görünecek ama, muhafazakar yayınevlerinin kurgu ve hayal gücü konusunda biraz geri kalan yanları da var gibi geliyor. Yine de Timaş Çocuk’ta özellikle bu alanda çok başarılı çalışmalar olduğunu fark ettim.(Ama bu kitap Nar Çocuk’tan, tekrar hatırlatayım.)

Tanışalım mı?

Çoğu kadın kendini 30lu yaşlardan sonra tanımaya ve keşfetmeye başlıyor. Neyi sever neyi sevmez, neyi yapmaktan hoşlanır neyi yapmaktan sıkılır, seçtiği meslekte mutlu mu mutsuz mu, hayallerine/ideallerine ulaşabilmiş mi ulaşamamış mı, ulaşmak için ne kadar çaba sarf etmiş? Bütün bunları sorgulamak neden illa ki 30lu yaşlardan sonra oluyor biliyor musunuz? Olayın yaşla değil, yaşantıyla alakası var bana kalırsa. Yani o yaşları bekar olarak sürdüren kadınlar için hala bir ampül yanmış değil belki de. Fakat evlenip çoluk çocuğa karışmış bir kadın, karşısında karakterini analiz etmeye çalıştığı bir çocuk/birey gördüğü anda “bir dakika ya, ben kimim peki” arayışına girebilir ve girmelidir de…Çocuğa öfkelenince mesela, düşünüyor kadın. “Çocuk gerçekten hatalı olduğu için mi öfkelendim, ben çok öfkeli bir kadın mıyım?” “Çocukla yaşadığımız bu olay gerçekten çok ciddi bir durum mu idi, ben mi çok panik atak bir insanım?” ” Çocuğun o an gerçekten bana ihtiyacı mı vardı, yoksa ben çok korumacı biri miyim?” “Çocuğum ya bana soru sorar da bilemezsem diye okumalar yaparken onun merak duygusunu tatmin etmek mi istiyorum, yoksa beni bilgisiz sanmasın diye kompleks mi yapıyorum”.

Soruları, durumları, analizleri çoğaltabiliriz sayfalarca…Bu soruları kendimize hiç sormuyorsak kendimizi keşfetme yolunda hiç adım atmıyoruz demektir. Ve bu da, insan kendini tanımıyorsa, varolan yaralarını da saramaz ve bir miras gibi gelecek nesillere aktarır demek. Ve bu da, kendini bile tanımaktan aciz bir kadın annenin çocuğunu tanımak için gereksiz çırpınması demektir..

Biz içinde yaşadığımız toplumun kültürü gereği kendini tanımaya fırsat verilmeden yetiştirilmiş bir nesiliz. Evde, “sus bakayım küçükler konuşmaz”a maruz kalmış, dünyayı algılamaya yeni yeni başlarken okullara hapsedilmiş ve “öğretmen ne derse o, eti öğretmenin kemiği anne-babanın” elinde olarak büyütülmüşüz. Ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, nerede ne zaman nasıl konuşacağımıza hep başkaları, hep BÜYÜKLER karar vermiş. Oysa hz. Ali’nin dediği gibi çocukla arkadaş olmak ve belli bir yaştan sonra da onunla istişare etmek gerekmez miydi?**Böylece ailevi baskılar, toplumsal kabuller derken kendi çok istediğimiz değil, yönlendirildiğimiz mesleklere, ona göre okullara(ya da üniversite okumadıysak bile evlilikte de aynı yönlendirme mevcut) gittik. Kendimizi tanıyamadan üniversite mezunu olmuş ama kendine karşı çırılçıplak ortada kalmış insancıklar…

Sonra evlilik… Henüz kendini tanımadan başka bir insanı, aynı evi paylaşacağın bir hayat arkadaşını tanımaya çalıştın. İlişkilerdeki problemlerin esas kaynağı da bu zaten(çünkü adam da aynı şekilde yetişti ve o da kendini tanımıyor aslında. İki kendini bilmez birbirini bilme çabasında).Ve  çocuklar…İşte bir de onları tanıma çabası…Peki “ben” nerede kaldı?

Kendimizle ne zaman tanışmaya başlayacağız? Belki de hemen şimdi bugün bu yazının akabinde…Ben kimim diye soracağız, bu arayış büyük çözümlemeleri beraberinde getirecek. Ne de olsa bulanlar arayanlardır ancak. Hem bazı şeylerle yüzleşmek, kendi anne-babamız ile aramızdaki ilişkiyi de düzenleyecek, eşimizle ve çocuklarımızla da.. Ne dersiniz kendimizle tanışalım mı artık?

**Çocuğunuzla 7 yaşına kadar oynayın, 15 yaşına kadar arkadaşlık edin, 15’inden sonra istişare edin.(hz. Ali(r.a.) )

Çocuklarınız ve Siz “Hadislerle Öğrenin”

Taslakta yazılmayı bekleyen şu an için 8 konu varken her geçen gün yeni bir şeyler daha oluyor, yeni şeyler öğreniliyor, yeni tecrübeler yaşanıyor derken konular çoğalıyor. Blog raconu gereği her güne bir yazı girmek lazım, iki yazı olmuyor, okunmadan eskiyor yazılar. Öyleyse bu post ile hem size hem çocuklarınıza faydalı olacak kitapları tek seferde tanıtalım dedim. Buyrun, önden çocuklar…

hadisleriogreniyorumsetHadislerle Öğreniyorum serisinden Ahlak konulu yazıda bahsetmiştim öyle bir gelişigüzel. Fakat bu serinin bir yazı arasında kaynamasını istemedim ve özel muamele görmeyi hak ettiğini düşündüm. Hadislerle Öğreniyorum serisi 10 kitaptan oluşuyor, her kitapta bir hadis üzerine kurulu hikaye yer alıyor. Zeynep ve Tarık isimli iki kardeşin hadisler çerçevesindeki maceralarını okuyoruz. Anne-babası onlar için bir hadis kutusu yapıyor ve her hafta bir hadis çekiyorlar bu kutudan. Çıkan hadiste yer alan kelimeleri bilmiyorlarsa (sadaka gibi) ya da tam olarak anlamıyorlarsa(veren el, alan elden üstün ne demek gibi) dede-ninelerine soruyorlar ve onlar açıklıyor. Böylece ilk etapta hadisi duyan bizim minikler de tam olarak anlamadıkları için, esasında onlar için de açıklanmış oluyor. Daha sonra bu hadisi hayatlarında nasıl pratiğe döktüklerini görüyoruz. 0000000531462-1Diyelim ki “Veren el,alan elden üstündür” hadisi var kitabımızda, o hikayede sürekli etraflarındaki insanlarla neleri nasıl paylaştıklarını anlatıyor. Zeynep okuldaki arkadaşına resim dersi için getirdiği yapraklardan verirken, Tarık kardeş okul için kitaplardan oluşan bir koli hazırlıyor. Kitabın en sevdiğim yanı bu, hadislerin hayattaki karşılığını görmüş oluyor çocuklar ve böylece Peygamber(s.a.v.) ahlakıyla ahlaklanmış oluyorlar. Hadisler de hem kısa hem çok kolay anlaşılabilir olarak seçilmiş. Yaş grubu belirtmeyi doğru bulmuyorum biliyorsunuz, 3 yaşından beri okuyoruz biz. Bir de kitaptaki çocuklar gibi hadis kutusu yapabilirsiniz. Bu hadis kutusuna 10 kitaptaki 10 hadisi yazdık, pazartesi günlerini hadis günü ilan ettik. Herkes her hafta sırayla o hadis kutusundan bir hadis seçiyor ve ne geldiyse o kitap okunuyor. İyi ki almışım dediğim bir seri oldu.

1

Çocuklar hadislerle öğrensin diyoruz da, kendimizi unutuyor muyuz? Tabi ki hayır, önce biz geliyoruz aslında. Çocuklarımızı daha iyi yetiştirebilmek için çocuk gelişimi ve psikolojisi üzerine okumalar yapmayı faydalı buluyoruz ama kaynak yığını bir dünyada ne okumalı sorusuna tam cevap bulamıyoruz. Bazen aldığımız,okuduğumuz kitaplar tam bir hayal kırıklığı olurken, bazıları da dini-dünyevi açıdan bizim durduğumuz yerde durmadığı için verdiği bilgiler yarardan ziyade zararlı olabiliyor(kitaplarda devamlı Amerika’daki istatistiklerden bahsedilmesi ve onların pedagojik yaklaşımlarının öğreti olarak kabul edilmesi gibi). İlk olarak Fıtrat Pedagojisi kitabını tanıtmadaki amacım da, öncelikli olarak ayet-hadis-İslam bazlı bir psikoloji bilgisine sahip olmak ve çocuklarımızı da İslami kimlikle yetiştirebilmek için önce İslami kaynakları referans almaktı. Bu nedenle ikinci olarak çok beğendiğim ve çok faydalandığım Esan Gül’ün Çocuk Eğitiminde Kırk Hadis kitabına yer vermek istedim. Fıtrat Pedagojisi nasıl ki çocuk eğitimini doğrudan ya da dolaylı yoldan ilgilendiren ayetlere yer veriyorsa, Kırk Hadis’te de çocuk eğitimi ile ilgili hadisleri derlemiş. Bu hadislerin hepsini bir arada görmek çok faydalı bir çalışma olmuş, yazarın emeğine sağlık. Çocuklarımıza adaletli davranmak, onları İslam üzere yetiştirmek, bakımları,temizlikleri ile ilgilenmek gibi bildiğimiz bilmediğimiz hadisler yer alıyor ve bazı hadisler esasında doğrudan çocuk eğitimi ile ilgili olmasa da bağlantı kurularak açıklanmış, hiç o gözle bakmadığınız hadislerden çocuklarınızı eğitirken nasıl faydalanacağınızı öğrenmiş oluyorsunuz.

Peygamberin hayatında bizim için güzel örnekler var*, ve biz sadece namazın farzları, haccın menasikleri değil, suyu nasıl içeceğimiz, tuvalete hangi ayakla gireceğimiz gibi her şeyi ondan öğreniyoruz. Bu iki kaynağın hem çocuklarımız hem bizim için faydalı olacağını düşünüyorum.

*Ahzab,21

Kırk Hadis Çıra Yayınları’ndan çıkıyor ve kitap geçen sene 14. baskısını yaptı.(Çocuk eğitiminde kırk hadis olması hasebiyle alanında ilk ve tek kitap.) Hadislerle Öğreniyorum Timaş Çocuk’tan…