Beyaz Kağıt….

her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine….

 

yeniden ve bunca aradan sonra merhaba yolumuzu dört gözle, yazılarımızı tüm kalbiyle bekleyen sadık okurlarımız… “İnsanlara iyiliği emredip dururken kendinizi unutuyor musunuz?” ayetine muhatap olmamak adına verildi bu uzun ara…Ve şimdi yola birlikte talibim. Seninle, sizinle, birlikte, beyaz kağıtlarımızı hayırla doldurmak dileğiyle…

 

Reklamlar

Bir Ayet Bir Hikaye

Çocuğunu İslami bir şuur ile yetiştirmek isteyen Müslüman annelerin en büyük sorusu, nereden ve nasıl başlamalı oluyor dini bilgiler anlatma hususunda. Bunun da birçok konu gibi çocuk sordukça ve merak ettikçe açıklanması gerektiğini düşünüyorum. Fakat bazı noktalar var ki, genellenebilir sanırım. Mesela küçük yaşlarda soyut kavramlara girmemek gibi, Allah sevgisinin korkunun önüne geçirilmesi gibi, akide konularını sonraya bırakıp, çocuğun ilk olarak ahlaki değerler ile tanıştırılması gibi.(Bu konuların hepsi ayrı ayrı yazı olarak gelecek inşaAllah.)

Kuran meali okumaya bu anlamda çocuklarla küçük yaşlarda başlanabilir. Kuran’da güzel ahlaka yönelik çok ayet yer aldığına göre,bunları çocukların anlayacağı şekilde açıklayarak okuyabilir, “Bakın Rabbimiz bizden ne istiyor? Güzel ahlaklı olmak için neler yapmalıymışız?” gibi sorularla okumamızı renklendirebiliriz. Nasıl yapacağını tam olarak bilemeyen anneler için de sağolsun çocuk kitabı yazarları ve yayınevleri işimizi kolaylaştırmış. Çocuk kitaplarını çok sık tanıtmıyorum farkındaysanız; bundan sonra inşaAllah her hafta mutlaka yer vermeye çalışacağım. Lakin her tanıtımda söylediğim gibi yine söylüyorum. Piyasada çok fazla yayın var. Üstelik şimdi dini yayınevlerinin de hepsinin aynı minvalde kitapları var. Ama hikaye kalitesi, görsellerin dikkat çekebilmesi, kağıdın kalitesi gibi konularla bazıları diğerlerine açık ara fark atıyor diye düşünüyorum. Bazıları piyasada var olmak için alana girmiş gibi, pedagojik arka plandan yoksun ve hikayelemenin çocuklara uygun olmadığını düşündürtüyor insana.

kurandan-bir-ayet-ve-hayatin-icinden-bir-hikaye_avatar_orjAyetlerle hikayeler yoluyla çocuklara ahlaki değerleri vermeye çalışan da pek çok kitap var. Bizim elimizde şu an sadece Nar Çocuk’un Bir Ayet Bir Hikaye kitabı bulunduğu için bu yazı karşılaştırmalı bir yazı olamayacak. Sadece bu kitap üzerinden söyleyeceğim. Çocukların Kurandaki ahlaki değerleri hikayeler yoluyla öğrenmesini amaçlayan bu kitapta, kurgulanan hikayeler çocukları konunun içine çekebilme noktasında gayet başarılı. Ayetler ile örtüşüyor; lakin ayetler pek bir uzun. Daha kısa ayetlere yer verilse, çocuklar ayeti ezberlemiş de olur aynı zamanda çünkü. Hadislerle Öğreniyorum serisini daha önce tanıtmıştım hatırlarsanız.(Buradan okuyabilirsiniz.) Oradaki hadisler öyle kısa ki çocuklar ezberlemişlerdi. Ayetlerin uzunluğunu göz ardı edersek, cilt olması ve kuşe kağıt olması da çocukları cezbeden önemli noktalardan özellikle okul öncesi dönem için. Kaç yaş için okunmalı sorusuna cevap vermiyorum biliyorsunuz ama biz 7 ve 4,5 yaş olarak okuyoruz. Hikayeler biraz kısa kısa olduğu için daha küçük yaş gruplarına da rahatlıkla hitap eder gibi geliyor bana. Zira bizimkiler bir tane hikaye okuyunca “bu çok az oldu” diyorlar.

Çocuklara piyasadaki en meşhur kitapları almanın peşine düşmeyelim. O en meşhur ve aynı zamanda en pahalı kitapların vereceği mesajları İslami bir şuur ile verebilen ve bizim için bu açıdan daha tercih edilebilir olan çok fazla kitap var. Ben bu iki tür üzerinde çocuklarımıza kitap almak gerektiğini düşünüyorum. Hayal dünyalarına yönelik masallar(ki bu masalların içeriğini iyi incelemek gerekiyor özellikle okul öncesi dönem için) ve İslami bakış açısı sunan kitaplar. Yani hikaye bile okuyacaksa çocuk içinden İslama uygun bir ahlak ve bilgi öğrenebilsin isterim. En meşhurların da kütüphanelerde olanlarını alıp, o yönlerini de öyle zenginleştirmek gerekiyor. Çünkü malesef burda biraz söylediğime zıt gibi görünecek ama, muhafazakar yayınevlerinin kurgu ve hayal gücü konusunda biraz geri kalan yanları da var gibi geliyor. Yine de Timaş Çocuk’ta özellikle bu alanda çok başarılı çalışmalar olduğunu fark ettim.(Ama bu kitap Nar Çocuk’tan, tekrar hatırlatayım.)

Tanışalım mı?

Çoğu kadın kendini 30lu yaşlardan sonra tanımaya ve keşfetmeye başlıyor. Neyi sever neyi sevmez, neyi yapmaktan hoşlanır neyi yapmaktan sıkılır, seçtiği meslekte mutlu mu mutsuz mu, hayallerine/ideallerine ulaşabilmiş mi ulaşamamış mı, ulaşmak için ne kadar çaba sarf etmiş? Bütün bunları sorgulamak neden illa ki 30lu yaşlardan sonra oluyor biliyor musunuz? Olayın yaşla değil, yaşantıyla alakası var bana kalırsa. Yani o yaşları bekar olarak sürdüren kadınlar için hala bir ampül yanmış değil belki de. Fakat evlenip çoluk çocuğa karışmış bir kadın, karşısında karakterini analiz etmeye çalıştığı bir çocuk/birey gördüğü anda “bir dakika ya, ben kimim peki” arayışına girebilir ve girmelidir de…Çocuğa öfkelenince mesela, düşünüyor kadın. “Çocuk gerçekten hatalı olduğu için mi öfkelendim, ben çok öfkeli bir kadın mıyım?” “Çocukla yaşadığımız bu olay gerçekten çok ciddi bir durum mu idi, ben mi çok panik atak bir insanım?” ” Çocuğun o an gerçekten bana ihtiyacı mı vardı, yoksa ben çok korumacı biri miyim?” “Çocuğum ya bana soru sorar da bilemezsem diye okumalar yaparken onun merak duygusunu tatmin etmek mi istiyorum, yoksa beni bilgisiz sanmasın diye kompleks mi yapıyorum”.

Soruları, durumları, analizleri çoğaltabiliriz sayfalarca…Bu soruları kendimize hiç sormuyorsak kendimizi keşfetme yolunda hiç adım atmıyoruz demektir. Ve bu da, insan kendini tanımıyorsa, varolan yaralarını da saramaz ve bir miras gibi gelecek nesillere aktarır demek. Ve bu da, kendini bile tanımaktan aciz bir kadın annenin çocuğunu tanımak için gereksiz çırpınması demektir..

Biz içinde yaşadığımız toplumun kültürü gereği kendini tanımaya fırsat verilmeden yetiştirilmiş bir nesiliz. Evde, “sus bakayım küçükler konuşmaz”a maruz kalmış, dünyayı algılamaya yeni yeni başlarken okullara hapsedilmiş ve “öğretmen ne derse o, eti öğretmenin kemiği anne-babanın” elinde olarak büyütülmüşüz. Ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, nerede ne zaman nasıl konuşacağımıza hep başkaları, hep BÜYÜKLER karar vermiş. Oysa hz. Ali’nin dediği gibi çocukla arkadaş olmak ve belli bir yaştan sonra da onunla istişare etmek gerekmez miydi?**Böylece ailevi baskılar, toplumsal kabuller derken kendi çok istediğimiz değil, yönlendirildiğimiz mesleklere, ona göre okullara(ya da üniversite okumadıysak bile evlilikte de aynı yönlendirme mevcut) gittik. Kendimizi tanıyamadan üniversite mezunu olmuş ama kendine karşı çırılçıplak ortada kalmış insancıklar…

Sonra evlilik… Henüz kendini tanımadan başka bir insanı, aynı evi paylaşacağın bir hayat arkadaşını tanımaya çalıştın. İlişkilerdeki problemlerin esas kaynağı da bu zaten(çünkü adam da aynı şekilde yetişti ve o da kendini tanımıyor aslında. İki kendini bilmez birbirini bilme çabasında).Ve  çocuklar…İşte bir de onları tanıma çabası…Peki “ben” nerede kaldı?

Kendimizle ne zaman tanışmaya başlayacağız? Belki de hemen şimdi bugün bu yazının akabinde…Ben kimim diye soracağız, bu arayış büyük çözümlemeleri beraberinde getirecek. Ne de olsa bulanlar arayanlardır ancak. Hem bazı şeylerle yüzleşmek, kendi anne-babamız ile aramızdaki ilişkiyi de düzenleyecek, eşimizle ve çocuklarımızla da.. Ne dersiniz kendimizle tanışalım mı artık?

**Çocuğunuzla 7 yaşına kadar oynayın, 15 yaşına kadar arkadaşlık edin, 15’inden sonra istişare edin.(hz. Ali(r.a.) )

Çocuklarınız ve Siz “Hadislerle Öğrenin”

Taslakta yazılmayı bekleyen şu an için 8 konu varken her geçen gün yeni bir şeyler daha oluyor, yeni şeyler öğreniliyor, yeni tecrübeler yaşanıyor derken konular çoğalıyor. Blog raconu gereği her güne bir yazı girmek lazım, iki yazı olmuyor, okunmadan eskiyor yazılar. Öyleyse bu post ile hem size hem çocuklarınıza faydalı olacak kitapları tek seferde tanıtalım dedim. Buyrun, önden çocuklar…

hadisleriogreniyorumsetHadislerle Öğreniyorum serisinden Ahlak konulu yazıda bahsetmiştim öyle bir gelişigüzel. Fakat bu serinin bir yazı arasında kaynamasını istemedim ve özel muamele görmeyi hak ettiğini düşündüm. Hadislerle Öğreniyorum serisi 10 kitaptan oluşuyor, her kitapta bir hadis üzerine kurulu hikaye yer alıyor. Zeynep ve Tarık isimli iki kardeşin hadisler çerçevesindeki maceralarını okuyoruz. Anne-babası onlar için bir hadis kutusu yapıyor ve her hafta bir hadis çekiyorlar bu kutudan. Çıkan hadiste yer alan kelimeleri bilmiyorlarsa (sadaka gibi) ya da tam olarak anlamıyorlarsa(veren el, alan elden üstün ne demek gibi) dede-ninelerine soruyorlar ve onlar açıklıyor. Böylece ilk etapta hadisi duyan bizim minikler de tam olarak anlamadıkları için, esasında onlar için de açıklanmış oluyor. Daha sonra bu hadisi hayatlarında nasıl pratiğe döktüklerini görüyoruz. 0000000531462-1Diyelim ki “Veren el,alan elden üstündür” hadisi var kitabımızda, o hikayede sürekli etraflarındaki insanlarla neleri nasıl paylaştıklarını anlatıyor. Zeynep okuldaki arkadaşına resim dersi için getirdiği yapraklardan verirken, Tarık kardeş okul için kitaplardan oluşan bir koli hazırlıyor. Kitabın en sevdiğim yanı bu, hadislerin hayattaki karşılığını görmüş oluyor çocuklar ve böylece Peygamber(s.a.v.) ahlakıyla ahlaklanmış oluyorlar. Hadisler de hem kısa hem çok kolay anlaşılabilir olarak seçilmiş. Yaş grubu belirtmeyi doğru bulmuyorum biliyorsunuz, 3 yaşından beri okuyoruz biz. Bir de kitaptaki çocuklar gibi hadis kutusu yapabilirsiniz. Bu hadis kutusuna 10 kitaptaki 10 hadisi yazdık, pazartesi günlerini hadis günü ilan ettik. Herkes her hafta sırayla o hadis kutusundan bir hadis seçiyor ve ne geldiyse o kitap okunuyor. İyi ki almışım dediğim bir seri oldu.

1

Çocuklar hadislerle öğrensin diyoruz da, kendimizi unutuyor muyuz? Tabi ki hayır, önce biz geliyoruz aslında. Çocuklarımızı daha iyi yetiştirebilmek için çocuk gelişimi ve psikolojisi üzerine okumalar yapmayı faydalı buluyoruz ama kaynak yığını bir dünyada ne okumalı sorusuna tam cevap bulamıyoruz. Bazen aldığımız,okuduğumuz kitaplar tam bir hayal kırıklığı olurken, bazıları da dini-dünyevi açıdan bizim durduğumuz yerde durmadığı için verdiği bilgiler yarardan ziyade zararlı olabiliyor(kitaplarda devamlı Amerika’daki istatistiklerden bahsedilmesi ve onların pedagojik yaklaşımlarının öğreti olarak kabul edilmesi gibi). İlk olarak Fıtrat Pedagojisi kitabını tanıtmadaki amacım da, öncelikli olarak ayet-hadis-İslam bazlı bir psikoloji bilgisine sahip olmak ve çocuklarımızı da İslami kimlikle yetiştirebilmek için önce İslami kaynakları referans almaktı. Bu nedenle ikinci olarak çok beğendiğim ve çok faydalandığım Esan Gül’ün Çocuk Eğitiminde Kırk Hadis kitabına yer vermek istedim. Fıtrat Pedagojisi nasıl ki çocuk eğitimini doğrudan ya da dolaylı yoldan ilgilendiren ayetlere yer veriyorsa, Kırk Hadis’te de çocuk eğitimi ile ilgili hadisleri derlemiş. Bu hadislerin hepsini bir arada görmek çok faydalı bir çalışma olmuş, yazarın emeğine sağlık. Çocuklarımıza adaletli davranmak, onları İslam üzere yetiştirmek, bakımları,temizlikleri ile ilgilenmek gibi bildiğimiz bilmediğimiz hadisler yer alıyor ve bazı hadisler esasında doğrudan çocuk eğitimi ile ilgili olmasa da bağlantı kurularak açıklanmış, hiç o gözle bakmadığınız hadislerden çocuklarınızı eğitirken nasıl faydalanacağınızı öğrenmiş oluyorsunuz.

Peygamberin hayatında bizim için güzel örnekler var*, ve biz sadece namazın farzları, haccın menasikleri değil, suyu nasıl içeceğimiz, tuvalete hangi ayakla gireceğimiz gibi her şeyi ondan öğreniyoruz. Bu iki kaynağın hem çocuklarımız hem bizim için faydalı olacağını düşünüyorum.

*Ahzab,21

Kırk Hadis Çıra Yayınları’ndan çıkıyor ve kitap geçen sene 14. baskısını yaptı.(Çocuk eğitiminde kırk hadis olması hasebiyle alanında ilk ve tek kitap.) Hadislerle Öğreniyorum Timaş Çocuk’tan…

Çocuk, Zaman, Değişim ve Tefrika Üzerine…

Çocukluğumuz ile çocuklarımızı devamlı kıyaslarız, bunu bizim ebeveynlerimiz de bize yaparlardı hatırlar mısınız? “Biz sizin yaşınızdayken….bizim zamanımızda…”söz öbekleri kulaklarımızı çınlatırdı. Öyle ki yüzyıllarca önce J.J.R.’nun yazdığı Emile kitabını okurken bile aynı şeyleri görmek hayrete düşürmüştü beni. Demek ki bu doğal ve kaçınılmaz bir süreç. İşte çocukluğumuz ile çocuklarımızı kıyaslarken, iki resim arasında bulduğum yedi farktan birisi , şimdiki çocukların birçok şeye her an ulaşabilir olmalarının verdiği maddi sahibiyet duygusunun yanı sıra manevi yoksunluk. Heyecan yok derler ya hani, heh işte tam öyle bir şey. Biz çizgi film saatleri gelse diye dört gözle beklerdik, o heyecanı düşünebiliyor musunuz? (Ki siz de yaşadınız aynı dönemleri.) Yeni bir elbise genelde ihtiyaç anında alınır ama özelde bayramlara saklanırdı. Büyük kardeşten kalan küçükleri giyen küçük kardeşin yeni bir elbise heyecanı hele neredeyse hiç olmazdı. Maddi yoksunluğun söndüremediği tek şey ise çocukluğunu duygularının yoğunluğu ile rahatça yaşayabiliyor olmaktı. Bu konu, çok uzun ve çok yönlü inceleyebileceğim,üzerinde sayfalarca yazabileceğim bir konu lakin bu yazıyı kaleme(pardon klavyeye) alma nedenim bu değil.

Çocukluk heyecanını yeniden yaşamak ister misiniz? Hatta bu kez çocuklarınızla birlikte. Öyleyse size felahkitap sitesinin tefrika yayınından bahsetmek isterim. Tefrika nedir bilir misiniz? Gazete veya dergilerde çıkan yazı dizisi. Arkası yarın’lar olur ya hani radyo tiyatrolarında, tam en heyecanlı yerinde biter ve büyük bir heyecanla ve sabırla beklersiniz ertesi gün olmasını. Şimdi dizilerin bile keyfi yok, televizyondan izlemektense youtube’a anında koyuyorlar zaten.Evinde televizyon olmaması bile şaşılacak durum değil artık(izlenecek dizi de yok zaten, hem dizi izlemenin kendisi de başlı başına doğru değil orası ayrı bir konu.neyse…). Oysa bu hikayeyi okurken, devamını merak edecek, her yeni eklenen sayfalarla hikaye genişledikçe sabırsızlanacaksınız. Ve bence çocuklarla böyle bir olayı tecrübe etmek çok şahane bir şey olacak. Ayrıca çocuklara tahmin ettirmece de oynatabilirsiniz. Birlikte okuyup, devamını yayınlandığı zaman okuyacağız  ama sen bir tahminde bulun bakalım diyebilirsiniz.

Kaçırmayın bu heyecanı çocuklarınızla birlikte yaşayın, onlar da görsünler bizim zamanımızda nasıl oluyordu bazı şeyler diye. Geçmiş ve gelecek nesil arasında köprü olun.

Zevkli okumalar için tefrikanın yayınlanan birinci bölümü ve bu da ikinci bölümü. Yazı dizisini felahkitap sayfasını takip ederek okuyabilirsiniz.

 

Kütüphaneler

Kitap okumayı sevmek ve sevdirmek için kütüphaneden daha iyi bir yer bulamazsınız. Evet, kitapçılarda, fuarlarda da çocuklar kitapla haşır neşir olarak seviyor olabilir fakat hepsi satın almaya yöneliktir. O kitaplara ulaşabilmenin yolu harcamaktan geçer. Ve herkes kendi bütçesine göre alabileceği için bir sınırı vardır. Oysa kütüphanenin sınırı yoktur. Kütüphanenin tek şartı aldığın kitabı okumaktır, okursun, takas edersin ve böylece satın almakla ulaşamayacağın kadar kitaba ulaşmış olursun.Bu, aynı zamanda beğendiğin bir kitap olursa evdeki kütüphanene katmak için satın almaya seni yönlendiren, pişman olacağın, keşke diyeceğin kitaplara da paranı harcamadan teşhis koyabileceğin bir yoldur. Sessiz bir ortamda sadece kitapların ve kendinin olduğu bir odada dikkatini dağıtan unsur olmadan okuma yapabilirsin. (Malesef bu sessizlik sadece sınavlarına çalışmak için uygun ortamı bulamayan öğrenciler tarafından kullanıyor. Kitap okumaya gelmiş birini yakınımızdaki kütüphanede göremedim, üstelik sınav çalışmak için gelen, önlerinde test kitabı açık gençlerin sayısı öyle fazla ki çocuklar için ayarlanmış küçük masanın etrafına oturup orada ders çalışıyorlar ve kütüphaneye gittiğimizde bazen çocukların oturacağı yer kalmamış oluyor). 

kutuphaneOkul öncesi döneme verilen önem eski zamanları düşündüğümüzde daha da arttı diye her konuda söylüyorum ya, kütüphaneler konusu da böyle. Önceden sadece okulçağı çocuklarına hitap eden ve genellikle muasır yazarlardan değil klasiklerden oluşan bir “çocuk edebiyatı” bölümü olurdu kütüphanelerde. Oysa şimdi, bebekler için tasarlanmış kavramları tanıtan tek kelimeli karton kitaplardan tutun da okul öncesi çocuklarına hitap eden karton kapak, kuşe kağıt o albenili kitaplara kolaylıkla ulaşabiliyoruz. Çocuklar oyuncakçı dükkanına girdiklerinde nasıl heyecanlanıp nereye bakacaklarını şaşırıyorlarsa, kütüphaneye girdiklerinde de aynı heyecanla, gözleri ışıl ışıl hangi kitabı inceleyeceğini bilemiyorlar. Kitaplarla aralarında bağ kurabilmeleri için bundan daha güzel bir yol var mı? Bir de bazı kütüphanelerde çocuklar için masal saatleri yapılıyor. Haftanın belli gün ve saatinde masal okunup çocuklar kütüphaneye çekilmeye çalışıyor(Burada bir sistem eleştirisi yapmasam olmaz! Belediyelerin hizmet etmek ve “sosyal devlet” anlayışına uygun hareket edebilmek adına çok güzel projeleri olsa da, malesef seçtikleri kişileri aynı özenle seçemiyorlar. Burada da iş, ona verilen görevi layıkı ile yerine getirmeye çalışma noktasında kişiye düşüyor.Neticede her dakika gözetlenmiyor olmak, işini savsaklamasını gerektirmez. Zaten haftada bir saat olan masal saatini keyfi nedenlerle iptal etmek gibi mesela.Kütüphane görevlileri gelip de “çocuklar kitapları karıştırmasın” deyince mesela, ne anlamı var orada çocuklar için bir bölüm ayarlanmasının?! Her kütüphane elbet böyle değil, görevini hakkıyla yerine getiren insanların bulunduğu yerler var, zaten dünya bu insanların hatrına dönüyor diye inanıyorum). Bazı belediyelerin çocuklar için özel bir odası oluyor, imkan olan yerler için mekanın geniş olduğu alanlar için mutlaka yapılması gereken bir uygulama diye düşünüyorum. Çünkü, elbette kütüphanede sessiz durulması gerektiğini öğrenmeli fakat çocuk kitapta bir şeyler gördükçe heyecanla bağırıyor, ders çalışanlar(kitap okuyanlar diyemiyorum malesef) imalı bakışlar atıyorlar. Kimsenin kimseyi rahatsız etmemesi adına çok iyi bir uygulama. Hatta ayrı bir odada çocuklarla ilgilenebilen bir görevli olsa da, anneler de rahatça kitaplarını okusa bir taraftan…

Kütüphanenin öneminin farkında olan bir ilçe de Isparta’nın Eğirdir ilçesi. Aileler Okursa Çocuklar da Okur kampanyası kapsamında, ev hanımlarını servis ile alıp kütüphaneye götürüyorlar. Bir annenin evinde çocuklarla, ev işi, yemek gibi onu bekleyen sorumluluklar ile kitaba ayırdığı vakit çok kısıtlı kalıyor, bazı anneler de malesef okumanın önemini fark edemediklerinden vakit bulsalar da okumuyorlar. Lakin bu uygulama teşvik açısından çok güzel olmuş, dilerim diğer ilçelere de yayılır böylece. (Haberin detayı için tık tık. )

Bu yazıdan sonra sıra sizde: Bulunduğunuz ilçede ya da en yakınında bulunan kütüphaneye çocukları da alıp bir ziyarete gidersiniz artık…

 

Zulüm Dolu Dünyada Naif Çocuklar Yetiştirmek

Ne zamandan beri bu kadar naif çocuklar yetiştirir olduk? “Haber izletmiyorum psikolojisi bozulur” diyor bir anne. Diğeri “çocuğuma bomba patlatılmış diyemiyorum, nasıl diyeyim, nasıl anlatayım” diye telaş içerisinde. Yanında yüksek sesle konuşulsa, bir arkadaşı dertleşirken ağlayacak olsa kaşıyla gözüyle çocuğu işaret ederek “psikolojisi bozulmasın?” imasında. Bu kadar hassas çocuk yetiştirme çabasına tam olarak ne zaman girdik acaba ve bundan amacımız ne?

Çocuk kötüyü bilmeden iyiyi bilemez, düşmanını tanımadan dostunu da bilemez. Her şey zıttıyla bilinir diye bir kaide vardır; “bak yavrum bu uzun” derken “bu da kısa” diye belirtiyoruz, “bu çok dar olmuş” derken “geniş”i de belirtiyoruz. Tanımadığı kişilerle konuşmamasını, bu dünyada kötü niyetli insanlar olabileceğini söyleyebiliyorsak, bu dünyanın içinde bulunduğu bunca kaosa, karmaşaya rağmen, dış dünya bu kadar masumiyeti kaldırmıyorken, çocukları bu kadar her şeyden bihaber yetiştirme gayreti doğru değil. Çocuk düşmanını tanıyacak, ona karşı içinde kin ve nefret biriktirecek, dünyayı bunca savaşa, zulme, teröre bulayanlara lanet okumasını bilecek.

Yanıbaşımızda büyük bir savaş var. Aslında savaş değil,  savaş iki grup arasında anlaşamamazlıktan çıkan bir kavgadır; sizce Suriye’de olan tam olarak böyle mi? Oradaki olayı savaş olarak göstermek bile doğru değil; orada bir katliam var,insanlar yok edilmeye, bir ırk tarihten silinmeye çalışıyor. Oradaki çocukların anne-babaları, kardeşleri yanıbaşında parçalanıyor. Bedenlerinin başında ağlayacakları bir anne babaları bile kalmıyor ve o çocuklar delirmiyorsa, sadece bunlardan bahsetmekle sizin çocuklarınızın da psikolojisi bozulmaz. Ama her çocuğun kaldırabileceği bir dil ile olan bitenlerden haberdar edilmesi gerekir, bu sabır ve şükür gibi dinin iki temel sacayağını öğrenmesi için de elzemdir. Çocuğa içinde bulunduğu hale şükretmesi gerektiği, kendi yaşıtlarının şuan ne durumda olduğu anlatılmalı. Bunun içinde gizlenen yararlardan biri de(sabır şükür konusundan sonra) çocuk bencil olmamayı, başkasını düşünmeyi de öğrenir. Bununla birlikte onlar için ne yapabiliriz’i sorgularken yardımlaşma kavramını kavrar, yardım kuruluşlarının o kardeşlerimize gönderdikleri yardımlara kendi küçük dünyasından katkında bulunmaya çalışır.

Ülkemizde her geçen gün yeni bir terör olayı meydana geliyor ve evlerine ateş düşen o aileler, geride kalan yetimleri sizce bu kadar nazik yetiştirmeye çalışıyorlar mıdır yoksa babalarının onlardan ayrılmasına sebep olanlara karşı içlerinde kin ve nefret duyguları barındırmaları için mi uğraşıyorlardır? Şimdi şöyle bir cevap geliyor, herkes içinde karşı tarafa karşı kin ve nefret biriktirirse bu dünyada savaş ne zaman bitecek? Biz zulmeden tarafta değiliz, zulmedenler var olduğu  müddetçe onlara karşı bilenmek zorundayız, yeryüzünden fesat silinene kadar. Fakat biz, kin ve nefreti kardeşlerimize değil, düşmana yönlendirmeyi bilmeli, çocuklarımıza bunu aynen böyle öğretmeliyiz; çünkü Allah’ın da bizden istediği bu zaten: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kafirlere karşı şiddetli kendi aralarında merhametlidirler.”

Bu bağlamda çocuklarımıza yardımlaşma, paylaşma duygularını öğretmeliyiz, sadaka kutuları olabilir kendilerine ait, oyuncaklarından paylaşmak istedikleri varsa diğer çocuklara gönderebileceğinizi söyleyebilirsiniz, küçülen kıyafetleri onlarla birlikte ayırabilir, bu işe ortak edebilirsiniz. Kullanılamayacak hale gelmiş, çok eski, yırtk elbise, kırılmış oyuncak vs. gibi şeyleri biz nasıl kullanamıyorsak, başkalarına da veremeyeceğimizi de anlatın. Dünyanın bunca çetrefiline, boynunu kurbanlık koyun gibi uzatacak çocuklar değil lazım olan, zulmü önce fark edip sonra buna ses çıkaracak çocuklar lazım geleceğin yetişkinleri olarak…

 

-Anne, sen de bazen dalıp gidiyorsun ya, benim gibi yoksulları, babası olmayanları mı düşünüyorsun? Sahi neden bazı insanlar yoksul oluyor, bazılarının anne-babası olmuyor dedi çocuk annesine…Size gelse böyle sorular nasıl cevap verirdiniz ya da veriyorsunuz?