Bak Kızım!

Bak kızım,

Feminizm diye bir illet var, büyüyünce duyacaksın. Ve ondan fersah fersah kaçacaksın. Yani kaçmalısın!

Bu feminizm dedikleri, İslam’ın karşısındaki en tehlikeli –izm’lerden biri. Neden mi?…

 

Allah elbette kadını da erkeği de eşit yaratmıştır ve O’nun katında üstünlük ancak takva iledir. Fakat bu dünyada işlerin bir nizam içinde yürümesi gerekir. Evlenene kadar babanın, evlenince kocanın sözünü dinliyor olman, seni alçaltmaz! Birey olmaktan da çıkmazsın merak etme! Zulme uğramadığın müddetçe, o BENini kulağının arkasına atıvereceksin. Kadının kocasına itaat etmesi farzdır, diyen Rasul(s.a.v.)’e uyacaksın. O hadisler de sahih mi ki? diyen taşkınlardan uzak duracaksın. Yüzlerce yıldır o kadar ilim sahibi alimin bilemediğini bilip(!) hadisleri yorumlamaya ve meseleyi iftira atmaya kadar vardıranlardan uzak duracaksın.

Biz üniversitedeyken, bir köşe yazarı reçel yapmayı bilmeyen günümüz kadınlarına atıfta bulunan bir yazı yazmıştı da sonra bu reçel, sembol haline geldi. Ne yani canım, reçel de yaparız, turşu da kurarız, kariyer de yaparız, çocuk da! Demeye başladılar. Her şeyi başarabiliyorlardı, bir erkekten ne farkları vardı? Hatta eşitiz filan dediklerine bakma, kendileri daha üstün ırk idiler. Çocuk doğuran, üretken kadınlar! Kendi bedenleri hakkında kendileri söz sahibi olanlar!

Başlarındaki örtüyle dillerindeki söylemi hiçbir zaman yakıştırmadım, sen de yakıştırma e mi? Örtü Kuran’da Allah’ın emri ise, diğeri de aynı Kitab’ın bir söylemi değil miydi? Yoksa onlar, Kitabın bir kısmına inanıp,bir kısmını bırakıveriyorlar mıydı? Çok güçlüydü onlar, ohoo süpersonik! Ama başlarına gelen en ufacık bir musibette DOWN oluyorlardı. Hangi güç? Hani güç?

SEN GÜCÜNÜ KURAN ve SÜNNETTEN AL KIZIM… Allah seni yarattığına göre, seni senden daha iyi bilir ve nizamını da ona göre kurdu zaten. Sen sadece uy, yeni yeni icatlar çıkarma. Sev, sevil. “Yaratıcı’ya isyanda kula itaat olmaz” düsturunu aklından çıkarmadan, yaşa!

Allah’ın dini, bireysel değil toplumsal bir dindir. Hepimiz aynı yöne secde ederiz bu yüzden. Bunlar, toplumumuzu yani önce ailemizi ifsad etmek isteyenlerin kirli oyunları ve Müslümanları da içlerine çekmiş durumdalar, bir hortum gibi…

Sen, hortumun karartısını uzaktan gördüğün an kaç kızım. Şeytanın, vesveseleri ile seni kandırmasına fırsat verme…

Sen Allah’ın ipine sımsıkı sarıldığın müddetçe, kalbin/ruhun boşlukta olmayacak ve böyle –izm’lere tutunmaya çalışmayacaksın. Allah sana yetecek, o ne güzel Vekildir…

Çocuk Kitapları

Görseldeki kitapta,hadisler hikayelendirilerek anlatılmış. Baktığımızda güzel ve faydalı bir çalışma gibi gözüken bu kitabın içinde, zina ile ilgili hadisler var mesela. Süleyman(a.s.)’ın “bu benim çocuğum” diye tartışan iki kadına verdiği hüküm yer alıyor örneğin. Hani diyor ya çocuğu kesip yarısını sana yarısını sana verelim, gerçek anne tabi ki buna razı olmayacak ve “tamam o kadında kalsın,yeter ki canı sağ olsun” diye atlayacak.

Bu tür hadislerin bir çocuk kitabında ne işi var gerçekten? Bir çocuğa zinayı nasıl açıklarsınız? Dahası, yüzlerce ahlakla, yaşantıyla ilgili hadisler varken, neden bu?Bu kitap geçen sene ufkayolculuk yarışmasında okutulmuştu ama yeni bir formatla. İçindeki zina hadisleri çıkarılmış, yeni hadisler eklenmişti. Ben bunu çok sonra fark ettim,çocuk “anne zina ne demek” diye sorunca. Çünkü biz yarışma için özel hazırlanan kitabı değil,nasılsa aynısı diye düşünerek orijinal halini edinmiştik.

Yazarın bu konuda daha hassas olması gerekirdi, yayınevinin de. Çocuk kitapları ile ilgileniyorsak, çocukları ve onların psikolojilerini de tanımalı ve dikkate almalıyız bana kalırsa.

Bunu neden anlattım? Bana soruyorsunuz özelden sürekli “hangi kitabı okuyalım?” diye. İslami kitaplarda çok büyük bir açık var maalesef. İslami kitap yayınlayan yayınevleri, işte böylesi çocukları çok düşünmeden hazırlanan kitaplar yayınlıyor; biraz muhafakazar görünenler pek etliye sütlüye karışmamak için yüzeysel değiniyor, diğerlerini söylememe gerek yok. Evet,kitap tanıtımı yapan ig sayfaları var ama sizin benden tavsiye istediğiniz tarzda değil. O nedenle ilkokul seviyesi çocuklarınız için İslami kitap arıyorsanız, üzgünüm ama tam bir tatmin sağlamak zor.

Özkan Öze’nin kitaplarını soruyorsunuz İslami kitap deyince haklı olarak. Ben çocuklara özellikle okul öncesi dönemde bilgi yüklemesi yapılmasına karşı olduğum gibi, akıllarına gelmeyen soruları da zorla akıllarına sokmayı doğru bulmuyorum. Bu nedenle Özkan Öze’nin kitaplarını (mesela küçüklerin büyük soruları seti) anneler okusun, çocukları bu tür sorular sorduğunda nasıl cevaplar vermeli öğrenebilir. Ama çocuklar için pek uygun bulmuyorum. Onun dışında elbette Küçük Sahabeler, Peygamber Efendimiz gibi kitapları kıymetli. Çaylak ile Filozof mesela kesinlikle okunmalı, bir Küçük Prens’imiz olmaya aday bir kitap bence felsefesiyle ama ortaokul yaş grubu için.

Sizin çocuklar ne okuyor o zaman diye sorarsanız, ben kitapları sevsin,bolca okusun yeter kanaatindeyim şu an. O yüzden oğlan kendisi seçiyor kütüphaneden ve genelde maceracı şeyler seviyor. Bu aralar İsmail Bilgin’e çokça takıldığını da söylemiştim(tarih merakı sardı biraz da,tarihi belgeseller seyrediyor). Onun öncesinde de Yusuf Asal, Şebnem Güler Karacan, Mustafa Orakçı, Melih Tuğtağ okumaları yapıyordu. Kız biraz daha geriden geliyor, kendisi okumayı değil, ona okunmasını seviyor. İslami bilgileri biz ders olarak ya da evde muhabbet ederken, günlük hayatın içine serpiştirerek ediniyoruz.

Sizde durumlar nedir? Çocuklarınızın en sevdiği yazar, kitaplar neler?

 

Hadis Okumaları

Çocuk anlatıyordu okulda arkadaşlarıyla yaptıkları haylazlıkları. Bir arkadaşının yaramazlıklarını, diğerleriyle birlikte onu “adam etmek” için nasıl hırpaladıklarını.

-Anne, filanca var ya, hep gıcık hareketler yapıyor, bizi sinir ediyordu. Biz de kavga ettik okulda, ona şöyle vurduk, böyle yaptık,

diyerek akran zorbalığının bariz bir örneğini sergiliyordu. Annesi, şu “adam etmek” kısmına çok takılmıştı.

-Dur bir bakalım, dedi. Peygamber(s.a.v.) zamanında birisi yanlış bir hareket yaptığında acaba nasıl davranıyordu, onu düşünelim diyerek bedevinin mescide bevlettiği o meşhur hadisi anlatmaya başladı.

Çocuklar, bedevi nedir, mescidin duvarına mı? Caminin tuvaleti yok muymuş kısımlarına takıldılar tabi en çok. Anlattı anne tek tek hepsini:

-Bedevi, çöllerde yaşayan kişilere denir. Daha çok, çadır hayatı olan bu kişilerin kültürleri ve eğitim düzeyleri çok farklıydı. Cahil insanlardı ve şehir hayatına çok uzaklardı. Adam kendi toplumu içinde olsa hiç yadırganmayacağını düşündüğü bir hareket yaptı belki. Cami dediğimiz de,sizin şimdi gördüğünüz şekilde değil elbet canım. Etrafı kerpiç kaplı, üstü yaprakla örtülü bir yapı gibi hayal edin. Peki Peygamber(s.a.v.) ne yaptı adama? “Adam etmek” için, üstüne mi saldırdı sahabelerle(HAŞA)?

-Yok tabi ki öyle yapmamıştır, dedi çocuk.

-Hee, tabi ki yakıştıramadın Peygambere ve sahabelere böyle bir hareketi. Koskoca adam gelip insanların namaz kıldıkları mescide bevledecek ve onu adam etmek için yaptıkları tek şey, o işini bitirince onu güzelce uyarmak, nasihat etmek ve orayı temizlemek olacak(bakın ona temizletmek de değil, kendileri temizliyorlar).

İnsanlar bir hata yaptığında, güzelce uyarırsın. Dinlemez devam ederse, sen ondan uzaklaşabilirsin. Terbiye etmeye çalışmak, başlı başına sıkıntılı bir kavram zaten evladım. Bizim haddimize değil insanları “adam etmek”.Biz kendimizi adam etmeye, durumumuzu düzeltmeye çalışacağız. Başkalarına ancak Peygamberî bir metot ile nasihat edebiliriz.

Çocuk, başka zaman olsa belki itiraz edecekti ama, söz konusu Peygamber hayatından bir hikaye olunca, “peki anne” deyip iç dünyasında kim bilir ne düşüncelere daldı…

Aradığınız Adalete Şu Anda Ulaşılamıyor!

Kütüphanedeyiz; kitap seçtik miniklerle. Ben bakmaya devam ederken, kızçe “ben gidip alayım, sen bakmaya devam et” diyerek kayıt alınan yere gitti. Bir süre geçti, gelmiyor. İçerisi de epey kalabalık, çocuk bölümünü bile gençler istila etmişler ders çalışıyoruz diye. N’apsın garibanlar ama e çocuklar da n’apsın! Herkesin haklı ama herkesin çaresiz olduğu öyle bir döngü. Neyse, göz ucuyla baktım ki kitap alınan yerde de sıra var. Bir yerde sıra var ve sen bu sıraya çocuk gönderdiysen, bu ülkede hataların en büyüğünü yapmışsın demektir. Öyleyse olaya acilen müdahale etmeliyim!

Gittim, küçücük boyuyla sıra bekliyor, arkasından önünden yetişkinler taarruza geçmiş durumda. Bir önündeki kadını parmağıyla işaret ederek, kaş göz etti. Ben “parmağınla gösterme, ne olduysa bana anlatabilirsin sesli olarak” derken kadın devreye girdi: “Bu kızcağız burada bekliyor, deminden beri sırasını alıyorlar, önce onun kitaplarını alsanız, bu bayandan önce” diyerek, kızçenin hemen arkasında olmasına rağmen çocuğun üstünden kitaplarını uzatan kadını işaret etti. Görevli, bizim kızın kitaplarını aldı, kadına da beklemesini rica etti. Bu durumda kadın bir iyilik yapmış gibi görünerek kendi kitaplarını aldı ve gitti. Diğeri -çocuk kafasından kitap atlatan hani- beklemeye alındı. Ama kızın o an bana anlatmaya çalıştığı, aslında o kadının da kendisinin arkasında olduğu halde öne geçtiğiydi. Hatta kadın görevliyi uyarır ve güya bizim kıza yardımcı olurken “yazık bizden önce geldi, deminden beri bekliyor” dedi. İşte bazen basireti bağlanıyor ya insanın, o an onlardan. Madem öyle sayın iyilik perisi, Senden önce geldiyse neden kendi işini halletmeden olaya müdahale etmiyorsun da, senin işin bitince kızın hakkını savunuyorsun? Hem de tevafuğa bak ki tam da annesi gelmişken!

Onca kitaplar yazılıyor, annelere anneliği ve çocuk eğitimini öğreten. Bu kitaplar çok satanlar listesinde ve yazarlarının fuarlardaki imza kuyruğu, Tanzim Satış Noktalarında bile yok. Bunca kitabı kim, neresinden okuyor diye siz de merak ediyor musunuz? Herkesin “kendine Müslüman” olduğu bir ortamda ne bekliyor ve ne istiyoruz değil mi? Yaşadığım her an şu dünyada umudumu kaybedip, nefretimi çoğalttığım saniyeler…Yazık Vallahi…

Bu ülkede adalet bekliyorsunuz… Kusura bakmayın ama daha çok beklersiniz…

Sevgili Günlük

Herkesin birbirine kıyın kıyın yanaştığı günlerdi Sevgili Günlük. Bakıyorsun hep aynı kişiler birlikte, hep aynı kişiler birbirini pohpohluyor. Yok yani, bu kadar insan bir araya gelince nasıl bu kadar kanka oluyordu, aklım almıyordu. Biriyle iyi anlaşırsın, samimi arkadaş ya da dost olursun. Ama ona methiyeler düzecek kadar kaç kişiyle samimi olabilirsin? Ekran arkasından bile okunabilen bir yüzsüzlük seçiliydi yüzlerinde.

Üzerinde çıkarları yoksa, senin Allah için çabalaman, çocuklar için, anneler için çabalaman asla onlara gözükmezdi. İnsanların fikirlerinden, söylemlerinden önce “takipçi sayıları”na bakarlardı. “Dur ya, bu kardeş de Allah rızası için bir şeyler yapıyor, hiçbir çıkar gözetmeden onu takip edeyim ya da insanların takip etmesine vesile olayım” demezlerdi.

Sen şimdi böyle yazınca, sanacaksın ki bu sosyal medya, insanları böyle yaptı. Yok yok, bakma sen bu zamanlara ithafen yazdığıma. İnsanoğlu başından beri çiğ süt emmişti aslında. Biz üniversitedeyken, notlarımızı almak için tanımadığımız kişiler bizimle hemen tanışır, kanki olur, bize methiyeler düzerdi. Bak biz o zaman da yemezdik bunları ama, sineye çekerdik. Kullanılmaya göz yumardık bazılarımız. Bazılarımız ise asla tahammül edemez ve fırsat vermezdi. İnsanlar üzerinde menfaati olduğu kişileri seçer, onunla sahte bir samimiyet kurmak için ona damardan girer yani onu överdi. Hayatında böyle insan görmemişmişmiş…

Aynı oyun o zamanlarda da dönüyordu işte. Ama işin can acıtan tarafı bunu “sayı” uğruna yapmalarıydı. Şimdi sen yine kalkıp “Su-i zan etme! Nereden biliyorsun! Sanki sen çok şeysin!” filan diyeceksin ama sus sus! Daha söyleyemediklerim de var, açtırma kutuyu…

Neyi Kutlayalım?

“Mekke’nin fethini kutlayabilir miyim peki?” diye sordu büyük oğlan. “Hani biz yılbaşı kutlamıyoruz, ama Mekke’nin fethi iyi bir şey sonuçta değil mi, onun kutlamalarına gitsek?”

Müslümanların kafasına bu kutlama mantığını kimler soktu bilemiyorum tarihçesini. Ama ben “Geçen yıl bu zaman Mekke’yi fethetmiştik değil mi? Hadi Ya Ebubekir, Ömer, Osman, Ali! Bir program hazırlayın da kutlayalım fethimizi. Çağırın sesi güzel olanlarınızı içinizden, ilahiler söylesin. Tilaveti en güzel olanınız Kuran’dan birkaç sayfa okusun açılışında.”diyen bir Peygamber(s.a.v.) hayal edemiyorum, kusura bakmayın. Ve bir Müslüman olarak, Peygamberimin (s.a.v.) yapmadığı bir şeyi ritüel haline getirip yapmayı, kendime yakıştıramıyorum.

Ne var ki–benim adına “gettoluk” dediğim- şu kompleksli ruh halinden kurtulamadık. İlla ki alternatif bir şeyler bulacağız şu “gavur icatlarına”(!) Onlar onu kutluyorsa, biz de bunu kutlayalım. Onlar şöyle yaparsa, biz de böyle yaparız. Onlar konser veriyor, biz de ilahi konseri yapalım. Gençlerimiz kızlı-erkekli coşsunlar konserlerde… (şu anki kutlamalarda durumu bilemiyorum açıkçası, 13 sene öncesini baz alarak yazdım bu satırları)

Hayır efendim, senin kendi Müslüman kimliğine yaraşır bir karakterin, prensibin, haysiyetin,duruşun olmalı. Senin dinin sana yeterli gelmiyor mu ki? Ne demiş Efendimiz(s.a.v.) Müminin iki bayramı var: Ramazan ve Kurban. (Cuma da müminin bayramıdır onu ekleyelim). Bu iki bayramı helal dairede gönlünden geldiğince güzel geçir. Geceden süsle evini, çocuklarına hediyeler al, yapabiliyorsan eş-dost, aile büyüklerini çağır sabah kahvaltıya ya da sen git böyle bir organizasyona. Diyorum evet Said Nursi’nin dediğini: Helal daire, keyfe kâfidir…

Öyleyse kendini böyle aşağılarda görüp, sürekli birilerine yetişmeye, benzemeye çalışma. Ben yeni yıl kutlamalarından bahsetmiyorum dikkat et bu yazımda. Özelde Mekke fethi kutlamalarından bahsediyorsam da genelde Müslümanların içine yerleştirilmeye çalışılan bu “kutlama kültürü”nden söz ediyorum. Çocuk etrafta görüyormuş ne olacakmış. Ama taviz tavizi doğurmaz mı? Bu dönemde bunları görüyor, başka dönemlerde de başka şeylere şahit oluyordu çocuklar. Her dönemin kendine has bir imtihanı vardır çünkü. Ufak ufak kopara kopara ne kalıyor geriye dinimizden?

Çocuktur anlamaz mı gerçekten? A tabi, koca koca insanlar anlamıyor; karşı çıkıldığında bin dereden su getiriyor kılıf uydurmak için değil mi? Ama çocuk, tertemiz fıtratı ile, anlatmayı bilen için büyük bir mucize ve anlayış. Anlar o, sen anlat. Müslümanlığı anlat ona, Peygamberini (s.a.v.) anlat, bizim dinimizde, kültürümüzde yer almayan kutlamaların bizden neler götürebileceğini de…

Not:  Celaleddin Vatandaş’ın Tevhid ve Değişim kitabını, bu konuyla ilgili kesinlikle tavsiye ederim.

Kadın Dediğin…

Kadın dediğin her gün aynı rutini sıkılmadan yapabilecek bir tür olmalı. Düşünmeye programlı değil, çalışmaya programlı bir robot gibi hareket etmeli. Sabah kalkıp coluk çocuğun karnını doyurmalı, evin temizlik,çamaşır,ütü gibi pek çok işini eksiksiz halletmeli. Bu arada daha kahvaltı sofrasındayken akşam ne yemek pişireceğini düşünmeye başlamalı.Bak “düşünmek”dedim ama bu olur,yani bu kadarı olabilir demek istedim.
Kadın dediğin okumaya vakit ayırmamalı ki zaten okusa da anlayamayacak nasılsa; vakit kaybetmesin işine baksın! Hem okusa, hadi diyelim şans eseri okuduğunu anlasa bile bu onun ne işine yarayacak!
Kadın dediğin gündemden de bihaber olacak,öyle siyasetmis miyasetmis takip etmeyecek.Hem etse n’olur ki eksik etek, saçı uzun aklı kısa,ne anlar ülkenin içinde bulunduğu durumdan, dünyanın gidişatından. Bu yüzden erkek dediğin konuşmaz karısıyla bu konuları. Çünkü bunlar erkekler arasında ve mutlaka bir kahvehanede/çay ocağında konuşulması gereken konular. Bilirsiniz dünya ve İslam aleminin kurtuluşu için gereken ilk kıvılcım bu Kahvehanelerden parlayacak…
Oysa aynı kadına pek çok can emanet edip ekmek parası kazanmaya gidiyor adam. Bazı gün oluyor çocuklarını hiç göremiyor, fiziksel ya da ruhsal ihtiyaçlarına cevap veremiyor.Ve o çocukları o KADIN yetiştiriyor. Yoksa siz de Allah tarafından size emanet edilen bu çocuklara, her bakımdan yetersiz gördüğünüz bir kadının annelik etmesine şiddetle karşı mısınız(!)??
.
.
EY Müslüman anne,sana çok iş düşüyor bu çağda hele ki…Sen İslam’ın senden ne istediğini bilmelisin en ince ayrıntısına kadar, sen Rasul(s.a.v.) nasıl bir insan ve Peygamber idi bilmelisin ki yaşayabilesin. Sen bunları çocuklarına anlatacak, örnek olacaksın çünkü. Senin cahil olma lüksün yok.
.
Sen içinde bulunduğun çağa göre çocuk yetiştireceksin,kendi yetiştiğin çağa göre değil.Çocuğunla aranda bir nesil çatışması olmaması ve her şeyi seninle paylaşabilmesi için teknolojik gelişmelerden,gündemde olup bitenlerden, gençler aralarında neler konuşur’dan haberdar olmak zorundasın.Sana bir nesil emanet ediliyor tek bir evlat değil. Senin CAHİL KALMA LÜKSÜN YOK…..