Levent’in İzinde Kitap Okumayı Çocuklara Sevdirmek

Sizin bir şeyi çocuğun yanında -rol model olacak şekilde- çok sık yapıyor oluşunuz ve çocuğu buna teşvik edici hareketler ile sözlü telkinlerde bulunmanız, çocuğun o hareketi mutlaka yapacağı anlamına gelmiyor. Çünkü çocuk, elinizde kullanma kılavuzunun olduğu bir robot değil; öyle yönergeleri takip edip kurulumu tam yapınca, istediğiniz sonucu kesinlikle alabileceğiniz bir mekanizma hiç değil. Fakat tabi ki çocuğa bir davranış kazandırma konusunda bunları yapmamız-yani örnek olmak, telkinde bulunmak- gerekiyor, sonuçtan değil icraattan sorumluyuz çünkü biz. Değinmek istediğim, beklentiler içine girerek hayal kırıklığına uğrama noktası; oysa ne diyorduk? Karşımızdaki bizim bir parçamız ama biz değil. Bizden bağımsız karakter/ kişilik taşıyan ayrı bir birey.

kitap çocukBu girişi neden yaptım, konu başlığı ile alakası ne? Kazandırmak istediğimiz davranış kitap okuma alışkanlığı ise peki, aynı durum geçerli mi? Evet! Çocuklar, anne, kitap ve alışkanlık kazandırma serüveni hakkında şöyle kaba taslak bir anlatım yapayım size tecrübe ile sabit. Çocukların kitap okumayı önemsemesini isteyen çoğu anne, kendi de kitapları seven bir annedir. Aksi, sadece taklitten ibarettir(Zaten bunu çocuğa aldığı/seçtiği kitaplardan filan da anlayabiliyorsunuz.) Kitap sevdalısı bir anne olarak, çocuklarımın da aynı kara sevdaya düşmesi için elimden geleni yaptığım kanısında idim ve taze anneler gibi, 2+2=4 ise,  çocuk da kitap okumayı kesin sevecekti. Çünkü, annenin elinde her daim bir kitap görüyor, anne arada derede o kitapları okuyor ve çocuk buna şahit oluyor, ayrıca çocuk henüz yürümeye bile başlamadan elinde bez kitaplar, sonra kartonlar, derken kuşe kağıtlar…Yani davranış kazandırmak için gereken her şey hazır: Rol model olmak, telkinde bulunmak, aynı davranışı edineceği fiziki koşullar! Gel gelelim kazın ayağı hiç de öyle değilmiş. Annenin bir kitapkurdu olması, eşit değilmiş  ki çocuk da bir kitapkurdu olsun. Oysa bunca koşulu sağlayan annenin kafasındaki düşünce, çocuk okumayı bir öğrensin deli gibi kitap okuyacak(hatta içten içe çocuk okumayı öğrenmek için ayrı bir heyecan duyuyor gibi hissedebilirsiniz anne olarak). Okumayı öğrendikten sonraki süreçte, büyük oğlanda hiç de öyle kitaplardan ayrılmaz bir hava oluşmadı; aksine sevmiyor okumayı(sevmiyordu diyeceğim aslında ama meraklan biraz daha sayın okur). Bunda zannımca okulun payı da büyük, bir zorunluluk halinde öğrendiği ve okumaya karşı baskı hissettiği için de olabilir bilemiyorum. Çünkü sürekli olarak benim okumamı istiyorlar, dinlemeyi kitaplara bakmayı seviyorlar, sadece okunan kitapların sayfa sayısı ciddi manada arttı; bu da takdir edersiniz ki anne için epey zorlayıcı oluyor. Bu durumda, kitaplar konusunda da aynen ilk paragrafta yazdıklarımı düşünmeye başlamıştım. İnternetteki bir yazıya denk gelene kadar…

Bazı şeyleri bilirsiniz, denediğinizde güzel sonuç alacağınızı da içgüdüsel olarak mı desem nedir hissedersiniz. Fakat harekete geçmeniz için bazen bir cümle, bir işaret, bir el beklersiniz. “Kitap okumayı sevmeyen çocuk yoktur, okumayı seveceği kitapla karşılaşmamış çocuk vardır” cümlesi, harekete geçiren ve beynimde ampuller yakan bir cümle oldu. Elbette bunu düşünmüş, sırf bu nedenle kütüphaneden -her ne kadar içeriğini eleştirsem de-Pıtırcık serisinin birkaç kitabını almıştım eğlenceli buldu diye. Kütüphaneye götürdüğümde de inceleyerek kendisi seçsin, böylece benim zorladığımı düşünmeden kendisi severek okur zannına da kapılmıştım. Fakat kendi seçtiği kitabı bile okuması ciddi zaman aldı. Yani bunlara rağmen kendini kitaplara adamış bir çocuk yoktu karşımda anlayacağınız. (Değinmek gerekir ki bazen de bazı şeylerin zamanı vardır. Yani belki de kitap okumayı yeni öğrendiği için hemen balıklama atlamayı tercih etmiyordur çocuklar. Biraz zaman geçmesinin, büyümelerinin gerektiği de bir gerçek.)

leventUzun zamandır ününü duyduğum bir Levent serisi vardı ama daha yaşının küçük olduğunu düşünüp incelememiştim. Kitaplarda yaş belirtmeyi hiçbir zaman desteklemediğimi bilirsiniz. Üzerinde +9 yazan bir kitap da, 7 yaş için çok alınabilir gelmemişti.(oysa okul öncesi çocuklara bile biz okuyabiliriz.)Fakat kitap okumayı sevdirmenin bazı kriterleri vardı: Çocuğunu tanımak, neyden hoşlanır, nelerden zevk alır ve dikkatini ne çeker bilmek! Bu sebeple bir erkek çocuğunun dikkatini baş karakterin erkek olduğu bir kitabın çekeceğini düşünmüştüm. Bir de çok satanlarda yer aldığına göre çocukların ekseriyeti seviyor olmalı ki çocuklar söz konusu olduğunda daha kolay genelleme yapılabiliyor. Seriyi iyice inceledim, gerçekten çok eğlenceli görünüyordu,sürekli maceralar ve erkek arkadaşlar! Üstelik 3 set haline gelmiş bile(bir sette 5 kitap, yani toplam 15 kitap). Bir de Levent’in şimdi Türkiye’nin çeşitli illerini gezen versiyonu çıkmış. Yani alınacak çok fazla Levent kitabı birikmiş bile. İnceledikten sonra yeni başlayan için Levent İz Peşinde’nin 1. serisinin mantıklı olduğunu düşünerek ve biraz da çekinerek seriyi almaktansa içinden bir kitap almayı tercih ettim(deneme maksatlı, bakalım sevecek miydi?).

Birinci serinin Hazine Kaşifi isimli kitabını aldım. Bir gün Levent arkadaşlarıyla bir kutu bulur, içinde bir mektup vardır, mektubun gösterdiği yönergeleri takip edince başka bir mektup daha bulurlar, sonra nereye varacaklar ve kutuda hazine var sanan arkadaşlar gerçek hazineye ulaşabilecekler mi? Maceralar akıcı bir dille anlatılıyor, resimler de dikkat çekici olmuş. (Timaş Çocuk’u çocuk kitapları konusunda çok başarılı bulduğumu daha önce de söylemiş miydim?Bu ara epey bir kitap aldık, birikti ama yazı yazacak fırsat bulamıyorum malumunuz.) 40-50 sayfalık kitapları bile okumakta nazlanan ve sırf okumak için okuyan bizim bir numara, Levent’e bayıldı ve 92 sayfalık kitabı bir günde bitirdi. Şimdi serinin diğer bütün kitaplarını da almak istiyor. Demek ki gerçekten neymiş: Kitap okumayı sevmeyen çocuk yokmuş, onun seveceği bir kitabı ona sunmamış anne-babası varmış. 

Bir konuya daha değineyim, yazı yine çok uzun oluyor:( Oyuncakta cinsiyetçiliğe karşı çıkan insanlar açısından, kitaplara bile cinsiyetçi anlayışın yerleştirilmiş olması eleştirilebilir bir nokta belki. (Levent’in muadili kızlar için Şirin serisi var.) Fakat ben böyle düşünmüyorum. Özellikle de kitaplar söz konusu olduğunda-ya da bir film izlerken bile- kendinizi onun yerine koyduğunuz karakter genelde hemcinsiniz olur. Çünkü diğer cinsin fıtratı, istekleri, olaylara bakış açısı, düşünceleri farklı olur ve siz bunu içselleştiremezsiniz. (Sarah Jio’nun kitaplarının özellikle Böğürtlen Kışı’nın neden kadınlara, bilhassa annelere hitap ettiğini de bu bağlamda anlamış oldum.) Fakat kendinizi yerine koyabildiğiniz, o maceralara/olaylara/üzüntüsüne/neşesine ortak olabildiğiniz karakter kendi cinsiniz olduğunda, kitap sizin için daha çekici ve etkileyici oluyor. Bu nedenle kitaplarda böyle bir ayrıma gidilmesini doğru ve hatta gerekli de buluyorum. (Bu nedenle genelde aldığım kitaplarda bir abi ve kızkardeş oluyor, kendilerini daha kolay yerine koyarak, davranış edinebiliyorlar.)

Kitapları çocukla birlikte seçmek de doğru çözüm değil bence, onun nelerden hoşlanacağını bilerek ilk etapta yine seçimi biz yapmalıyız diye düşünüyorum. Tabi bu ilkokul seviyesindeki küçükler için geçerli. Tamam bitirdim…

 

 

Acil Mütercim

Bugün blogu, blogun gündemi dışında olup, fakat bizim gündemimiz sınırlarında olan bir konu ile meşgul edeceğim. Efendim, dün itibari ile acil çeviri hizmeti vereceğimiz bir siteyi aktif hale getirdik. Bu sitemizden İngilizce-Türkçe, Türkçe-İngilizce çevirileriniz için yardım alabileceksiniz. Sitemiz 7/24 acil tercüme ihtiyaçlarınızı karşılayacak. 

Sizin ya da eşinizin/dostunuzun çeviri ihtiyacı olursa, acilmutercim.com isimli sitemize bekleriz. Telefon ya da mail yoluyla ulaşabilirsiniz, bütün bilgiler sitemizde mevcut zaten. Üstelik evokulumuz sitesinden geldiğinizi bildirirseniz ekstra indirim hakkınız da oluyor, bu da blog takipçilerine bir ayrıcalık olsun. Çevirileri bizzat ben yapıyorum yani işleriniz emin ellerde! Uzun yıllara dayanan bir çeviri tecrübem oldu,çeşitli stk’lar, haber siteleri için çeviriler yapmıştım, daha önce de aynı site üzerinden çeviri hizmeti veriyorduk fakat ara vermek durumunda kalmıştık(Nedeni tabi ki evimize yeni katılan üyemiz değil, nasıl olsun?!).

Sosyal medya hesaplarınızda da çeviri sitemizin linkini vererek bize destek olabilirsiniz, çok seviniriz. Teşekkür ederiz, iyi günler…

Kızan Teyzeler ve “Korku Kültürü”Üzerine

korkuKorku kültürü kavramına Doğan Cüceloğlu’nun kitaplarında rastlamıştım ve bu toprakların bir evladı olarak ne demek istediğini çok iyi anlamıştım.Bu kavram üzerinde onun kadar duran, bu kavramı bu kadar güçlü vurgulayan başka bir yazar/psikolog görmedim, üzücü! Oysa, bizim hayatımızda gerçekten var olan ve baş köşeye yerleşmiş olan, bütün problemlerin neredeyse kaynağı olan bir kavram bu. Çocukluğumuzdan beri sindirilerek, korkutularak büyütülüyoruz ve malesef sonrasında ortalık tecavüze bile uğrasa korkudan bunu kimseye söyleyemeyen çocuklarla doluyor. Öyle büyük bir kötülük yapıyoruz ki hem kendimize hem çocuklarımıza. Etrafındaki herkesten korkmayı öğretiyoruz. Bir lokantada ses yapsa “garsonla”, bankada gürültü yapsa ” memurlarla”, hastanede “doktor/hemşirelerle”, okulda “öğretmenlerle”, misafirlikte”bak şu iğneci teyzeyle”, sokakta “bak şu amcayla” sürekli korkutuyoruz. Bunun altında o kadar çok sakıncalar yatıyor ki:

  • Herkes sana kızabilir, bağırabilir. Sen o kadar değersizsin işte, tanımadığın insanlar bile sana bağırma/kızma hakkına sahip, yani üzerinde söz hakkı var!
  • Herkes sana bağırıp, kızabilir. Bu nedenle devamlı tetikte ol, etrafına bakın, kızılacak hareketler yapma, kendini sürekli kontrol et. Sen, sen olma! İçinden geleni yapma. Toplumun beklentisini karşıla.
  • Herkes sana kızıp, bağırabilir. Bu nedenle, sen  kimseye güvenme, herkese şüpheyle yaklaş.
  • Herkes sana bağırma/kızma hakkına sahip. Bu demektir ki, insanları kızdırmamaya çalışacaksın, onlar kızmasın diye ne derlerse yapacaksın. Onlara itiraz edersen kızarlar, uyumlu ol, yanağından bir makas alsalar da, daha ileri gitseler de ses çıkarma çünkü kızarlar!

Görebiliyor musunuz? Tehlikenin farkında mısınız?

Böyle gelmiş böyle gitmemeli bazı şeyler, bizler değişimin öncüleri olmalıyız. Böyle bir korku kültürü içinde büyüyünce, aynı şeyi yetişkin olunca da çocuklara aşılıyoruz farkında olmadan. Ama bunun farkına varmalıyız artık(Mesela hastanede çoğumuz doktorlara ses çıkaramayız, en kavgacımız bile pasifleşiyor doktor karşısında. Bu, doktora, mesleğine, bilgisine duyulan saygıdan diye düşünmüyorum, aksine bilinçaltına işlenmiş o “bak, doktor iğne yapar!” korkusundan olduğuna inanıyorum.) Farkına varıp, değiştirmeye başlamalıyız bazı şeyleri. Çocuğumuzu ondan bundan korkarak tehdit etmek,biraz da anne-babanın yetersizliği değil mi? Siz çocuğa o an dediğinizi yaptıramıyor, yani bir otorite/disiplin sağlayamıyorsunuz, elalemden destek alıyorsunuz, ne garip!

Geçenlerde otobüs boş diye bizim kızçe koltuğa oturdu, otobüse binenler olunca ordan kalkmak zorunda kaldı, çocuk aklı kalkıp yer vermek istemedi kadına. Bir anda arkamızda oturan bir teyze “aa kalk bakayım, üzme anneni, o kız oturacak oraya!” diye bağırarak kızdı. Bizim kızçe de ben de oralı olmadık tabi.Oralı olmamak tabiri teyzeye saygısızlık babında değil elbet, anne benim ve ben olaya müdahale ediyorum zaten. (çok şükür ki korku kültürü ile büyüyen çocuklar değiller.) Teyze devamlı müdahale etmenin peşinde idi ve bir anda olaya dahil oldu, üstelik bunu yaparken bağırıp kızarak üste çıkacağını ve sözünü geçirebileceğini düşündü. Oysa olayın onunla yakından, uzaktan alakası yoktu, otobüs boştu ve teyze başka bir koltukta halihazırda oturuyordu zaten. Kız anlayışla “problem değil, başka yere otururum” deyince teyze ordan atladı yine “aa olmaz, annesini dinlemeyi öğrensin, kalk bakayım ordan” dedi. Neyse velhasılı kelam kızı ordan kucağıma alırken önden bir teyze de “şşştt kalk bakayım” dedi. “Vay arkadaş, kızmaya ne kadar meraklı bir teyzeler topluluğu bu böyle” dedim içimden. Ve o an Cüceloğlu’nun korku kültürü kavramı geldi aklıma, ve sonrasında da bu yazı…

Çocuk korkacaksa, birilerini kırmaktan incitmekten korksun, bir karınca, dalında bir çiçek bile olsa… Korkacaksa, insanları hayal kırıklığına uğratmaktan korksun, ruhunu yaralamaktan…Korkacaksa eğer bir çocuk, ne kendine ne başkalarına faydalı olamayacağı asalak bir hayatı yaşamaktan korksun…Korkacaksa, kendisini yaratan, yoktan var eden, bunca nimetlere gark eden Yaratıcı’ya,Rabbe nankörlük etmekten korksun…

 

 

 

 

 

Merak Duygusunu Nasıl Köreltiyoruz?

Çok hevesli aslında harflere. Ama hiç öğretmiyorum okul başladığında canı sıkılmasın diye.

-Müfredata göre çarpmaya yeni geçtiler ama sürekli bölme nasıl yapılır diye soruyor. Özellikle öğretmiyorum çünkü derste sıkılacak.

-Elinde cüz geziyor ama öğretmiyorum, anaokuluna gittiğinde sınıfta ne yapacak? Canı sıkılacak! Sureleri de o yüzden ezberletmiyorum.

-Devamlı sorular soruyor, o an aklım zaten başka yerde ya da müsait değilim, cevap vermiyor, geçiştiriyorum.

-Bazen öyle sorular soruyor ki ya ayıp, ya günah. “Sus bakayım sen!”diyorum, Allah muhafaza!

-Benim bile-koca kadınım-bilmediğim şeyleri öğrenmenin peşinde. “Büyüyünce öğrenirsin hadi bakayım” deyip konuyu kapatıyorum.

Çocuklar dünyayı keşfetmeye yeni yeni başlıyorlar ve düşünsenize, etraflarında bilmedikleri o kadar çok şey var ki! Hatırlarsınız küçükken önce “bu ne?” diye sorarak başlıyorlar.Sonra “neden” sorusu geliyor. Bu sorulara aslında büyük bir sabırla cevap veriyoruz. Düşünün, odadaki bütün nesneleri bu ne sorusu ile bitirip, baştan aynı nesneleri sormaya başladıkları günü. O zamanlar bize eğlenceli,hoş gelen bu sorular sarmalı, çocuk büyüyüp boyut değiştirince can sıkıcı hal almaya mı başlıyor?

merakÇocuklar insan olmanın ve fıtratın gereği öğrenmeye meyilli. Seninki okul derslerine meraklı değildir ama el becerileri gelişmiştir mesela, onu öğrenir. Ötekinin resme, bir müzik aletine merakı vardır. Kimisi kitap okumayı(ya da okutmayı) çok sever, kimisi oyuncaklarıyla harika oyunlar kurar. Ama devamlı üretir, üretirken de düşünmesinden mütevellit mutlaka aklına sorular gelir. Bakkala ekmek almaya yolladığın çocuk, “ben şimdi 1 liraya bi ekmek aldım, iki liram olsa iki ekmek alacaktım” şeklinde çarpmaya merak salabilir. Ya da “burada 10 tane çikolata var, biz 5 kişiyiz, demek ki hepimize 2’şer tane düşüyor” diyerek bölmeye…Bir diğeri eline aldığı kağıt kaleme adını yazar ve oradaki harflerden yola çıkarak başka kelimeler yazmaya heveslenir. Ve liste böyle uzayıp gider.

Takıldığı noktalarda bize gelir yardım istemek için. Ve o noktada ne kadar ötelersek, ileride nasılsa öğrenecek anlayışıyla o anki merak duygusunu bastırırsak, bu duyguyu yavaş yavaş köreltmeye başlarız. İleride tekrar gördüğünde o konuyu, sıkılma değil de, pekişme olur diye düşünelim. Ya da sıkılacağını düşünüyorsanız,öğretmenle işbirliği içinde o an için çocuğa ek kaynaklar gönderebilirsiniz, o zaman sıkılmıyor. -tecrübeyle sabit!- (Okula gitmeden, müfredatta o konuya gelinmeden her şeyi öğretiyor olmakla suçlanan biri olarak, sadece çocukların merak duygularını doyurmak adına öğrettiğimi söyleyebilirim, zira onlar talep etmedikçe oturup ders anlatma gibi bir olay programımda yok. Eğer ev okul gerçekleştirebiliyor olsa idim, o zaman ayrı tabi.)Bu kısım, birinci nokta. Yani sonra nasılsa öğrenirsin deyip, o andaki isteğine cevap vermemek ve merak duygusunu tatmin etmemek.

İkinci olarak da merak duygusunu körelttiğimiz nokta, sorulara geçiştirerek yanıtlar vermek. Sen daha küçüksün gibi bir cümle ile cevap verilmesini ben şahsen kesinlikle doğru bulmuyorum, çünkü bir cümlenin her yaşa göre uygun bir dile çevrilerek aktarılabileceğini düşünüyorum. (mesela, ben senin karnına nasıl girdim anne sorusuna, büyüyünce anlatırım demek yerine daha makul cevaplar verilebilir. Aksi takdirde beyninde sürekli o sorunun üzerine gidecek ve belki sizden başka birine soracak ve hiç hoşunuza gitmeyen bir üslupla anlatılmış olacak çocuğunuza.) Bir de şu bizdeki Allah korkusu(!) meselesi var. Çocuk bir şey söylüyor, soruyor “aa sus bakayım, Allah kızar, yakar” gibi cümleler hatta içinden töbee haşaa diyen anneler. Hayır güzel anne, o iş öyle olmuyor çünkü Allah çocuk yakmaz. Sen bir yetişkin olarak artık dini biliyor, neyi yasakladığını, neyden sakındırdığını biliyorsun, Allah’ı hayal etmeye çalışmanın mesela dinen caiz olmadığını sen biliyorsun ama o fıtraten meyilli buna, düşünecek hayalinde bir Allah tasavvuru oluşturmaya çalışacak(Kendi çocukluğunu hatırla, hiç yapmadın mı?). Burada önemli olan güzel bir üslup ile O’nu cisimlendiremeyeceğini ve hayal edemeyeceğini,çünkü O’nun hiç bir şeye benzemediğini, biricikliğini ve inşaAllah cennette ancak görebileceğini anlatmak. (Musa a.s. da Allah’ı görmek istemişti hatırlayın, Hz. İbrahim a.s. ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster demişti de Allah ona, inanmıyor musun demişti. Azarlamadan!)

Merak iyidir, merak olmadan öğrenme gerçekleşmez. Çocukların bu küçük yaşlarda merak duygularını ne kadar desteklersek, ileride de öğrenmeye karşı o kadar hevesli olurlar. O bizdeki “fazla merak kediyi canından eder” sözü, burnunu seni ilgilendirmeyen işlere sokma, mesela komşunun ne yaptığını merak edip kapı deliğinden gözleme filan demek için. Yoksa merak iyidir, iyidir…

 

İndirim Var!

Kitapyurdu, internetten kitap alışverişi yaptığım tek site ve yedi senedir hiçbir şekilde hüsrana uğradığım,pişman olduğum bir durum yaşamadım çok şükür. Zaman zaman düzenlediği kampanyalar ve indirimler ile, 30 tl üzeri kargo bedava uygulaması ile, kitaba bütçe ayırmakta zorlanan insanlara büyük fırsat sunuyor. Bir de çocuk kitaplarının ne kadar pahalı olduğunu ve alım gücümüzü zorladığını düşünürsek, bu fırsatları kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum.

Baharın gelmesiyle, geleneksel kitap baharını da başlatmış kitapyurdu. Mart ayı boyunca indirimler geçerli olacakmış. %40’a varan indirimler var. Ve bu fiyatlar yayınevlerinin kendi stantlarını kurduğu fuarlarda bile bu kadar uygun olmuyor; yani evet, kitapyurdu fuarlardan daha uygun ve ayağına kadar hizmet geliyor(çocuklarla fuar gezemeyen garibanlar için ideal kampanya!). Tek fark, fuarlarda kitaplarla iç içe oluyoruz, elimize alıp bakıyor, inceliyor, okuyabiliyor ve daha kolay karar verebiliyoruz. İnternet üzerinden alırken ise, ismine ve kapak yazısına güvenerek almak zorunda kalıyoruz ve bazen hayal kırıklığına uğrayabiliyoruz. Böyle durumlar için, bloglarda tavsiye edilen, özetlenen ve iç sayfalarına yer verilen kitapları tercih etmek mantıklı. Genelde almak istediğim kitapları bir köşeye not ediyorum ve fuarı ya da kitapyurdu’nun böyle kampanya zamanlarını bekliyorum. (Kampanya kapsamında misal, setleri almak çok doğru bir tercih olur zannımca. Levent İz Peşinde, Erdemler Serisi gibi gibi. Timaş Çocuk’ta gerçekten kaliteli kitaplar var, %30 indirim var üstelik. Bu arada okul öncesi dönem için özellikle Tudem, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Yapı Kredi Yayınları’nın çok kaliteli kurgu ve baskıda kitapları var. Bunları bulabildiğimce kütüphaneden temin ederek okumaya çalışıyorum, çünkü hem fiyatları çok yüksek, hem de kütüphane oluşturmak maksatlı aldığım kitapların muhafazakar bir arka planı olmasını tercih ediyorum.Ve bu grup içinde bu işi en iyi yapanlardan birinin Timaş Çocuk olduğunu düşünüyorum.)

Kitapyurdu’ndaki indirimleri Mart ayı bitmeden kaçırmayın derim… Siteye giriş için tıklayın…

Tefekkür…


“Anne baksana ne kadar minicik bir çiçek ama Allah ne kadar da güzel yaratmış di mi? Kedileri, köpekleri, hayvanları, insanları da ne güzel yaratmış di mi”
dedi birisi…

çiçeklerÖteki “çocuk sahilde selpak satıyordu anne, ama kimse almıyordu. Neden almıyordu kimse? O çocuğun yerinde ben de olabilirdim di mi anne, Allah’a şükretmem lazım” dedi…

Ve hadis geldi annenin aklına…Her doğan İslam fıtratı üzere doğar…Ve maalesef onları bozan biziz: Sen, ben, o…

Öyle temizler ki, öyle hassaslar; bize insan olduğumuzu hatırlatıyorlar bazen. Yitirdiğimiz duyguları, maneviyatımızı, koşturmaca içinde kaybettiğimiz tefekkürü, ilişkilerle yıprattığımız masumiyeti…

Öyle temizler ki, sadece bunu bilmek ve onları buradan beslemek düşüyor bize. Yeni bir şey inşa etmek değil, var olanı bozmamaya çalışmak ve sağlam temelin üzerine sağlam bir şekilde binayı dikmeye çalışmak düşüyor. Allah’ı aramaya ve bulmaya, O’nun izlerini kainatta görmeye, verdiğine de vermediğine de şükretmeye, verdiğine de vermediğine de sabretmeye,O’nu sevmeye ve gerektiğinde O’ndan korkmaya…İşte bizim fıtratlarımız da bunların hepsine uygun idi ama belki yeterince beslenmedi, belki biz kaybettik..Öze dönüşü ise, anneler olarak çocuklarımızla yaşamaya başladık elhamdulillah.  Bozulan değerlerimizi o pak nefisleri ile bize gösterdiler. Öyleyse silkinip kendimize gelme zamanı, yeniden kendimizi öze/temiz olan fıtrata döndürmek ve çocuklarımızı da kirletmemek kalıyor bize şimdi.

Ve sesli tefekkür. ..Müthiş bir nimet Allah’ın insana verdiği akıl. Ve bundan daha müthişi ise o aklı O’nu düşünerek kullanmak. İç sesimiz ile Allah’ı her anışımızı, kainatta O’nun izlerini her görüşümüzü, halimize, kadere olan teslimiyetimizi ve sayabileceğim ya da sayamayacağım her şeyi düşünürken sesli yapmak lazım çocukların yanında. Böylece var olan fıtratlarını beslemiş oluyoruz ve onların da bizim baktığımız yerden bakmalarına vesile oluyoruz hayata. Bu nedenle Allah’ı anlatmaktan ve konuşmaktan korkmayalım çocuklarımızla….

Soyut bir kavram olması hasebiyle sıkıntı yaşanan bir durum bu aslında. Çocukların kafasını daha çok karıştırmaktan, yanlış anlatmaktan/anlaşılmaktan , hatta sordukları sorulara yanıt verirken dine zıt bir şey söylemekten çekiniyoruz bazen. (Mesela benim iki numara bugün Allah’ın eli kolu var mı dedi?!). Oysa Allah’ı, yoktan var eden, kainatı yaratan ve düzenleyen, nimetlerimizi veren, yağmurlarımızı yağdıran gibi somut örneklik üzerinden anlatabiliriz. Bu konu uzunca bir konu olduğu için ayrıca yazmak isterim inşaAllah..

 

 

 

Uykudan Önce Altı Masal

Okul öncesi dönem diye adlandırdığımız 7 yaşından küçük çocuklar için aldığımız kitapların, onların ilgisini çekebilmesi için kurgusunun çok heyecan verici ve hareketli olması, konuşmaların yoğun geçiyor olması, farklı farklı kişilerin konuşturulması gibi etkenlerin olması gerekiyor. Bu tür kitapların içerisinde tasvirlere ne kadar az yer verilir, mecaza kaçan deyim/söz öbeği ne kadar az kullanılırsa o kadar iyi. Bu nedenle de, okul öncesi döneme ait şekilde sınıflandırılan kitaplarda genellikle bu özellikleri arıyorum ve bir yetişkin gözüyle kitabı ne kadar beğensem de asla onlara hitap etmediğini fark ediyorum. Tabi ki her çocuk bir değildir ama buradan yola çıkarak bizim evdeki çocukların farklı yaş aralığına rağmen ortak bir zevkle sevdikleri, okutturdukları kitapları tanıtıyorum(bu kısmı daha önce de söylemiştim.) ki sizin çocuklarınızın da bu kitapları seveceğini düşünerek size bir fikir versin..

uykudan-once-alti-masal-kitap-433e749c2aa25d7c39d73b054e27ead7dUykudan Önce Altı Masal serisinin sadece bir kitabı kalmıştı büyük market indirimlerinin birinde ve kitap şekil olarak çok hoşuma gitmişti. Kağıdının kalitesi, resimlerin canlılığı ile beni bile cezbettiyse çocuklar bayılır diye düşünmüştüm ve yanılmamışım. Kurgusu da kitabın kendisi kadar güzeldi üstelik. Nedir içeriği?
Bizdeki kitap serinin dört numaralı kitabı: “Başkalarını Anlayan Böcekler”. Olay böceklerin arasındaki bir konuşma şeklinde kurgulanmış. Çok canı sıkılan örümcek bir gün diğer böcek arkadaşlarına neden acaba insanların kendisini sevmiyor olabileceğini soruyor. Sonra karınca, salyangoz, arı da aynı soruları soruyor ve uğur böceğini neden bu kadar seviyorlar’a geliyor soru. Bilge uğur böceği hepsine tek tek yanıt veriyor ve sonunda diyor ki: “Herhangi birisiyle arkadaş olmak istiyorsanız, onun ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışmalısınız. Belki sizin için iyi olan bir şey onlar için kötüdür.”

20170308_000234.jpgBaşkalarını anlamaya çalışmak, empati yapmak duygularını vurgulayan ve bunu başarılı bir şekilde yapan bir kitap gerçekten. Üstelik her böcek ayrı ayrı konuştuğu için, hepsinin seslendirmesini farklı bir ses tonu ile yaparak daha çok dikkatlerini çekebilir, hikayenin içine daha çok girmelerini sağlayabilirsiniz.

Daha küçüklere hitap ediyor olsa da sayfa sayısı az olduğu için bazen “boğazın çok ağrıyorsa bu kısa kitabı okuyabilirsin anne” şeklinde yedi yaş tarafından da zevkle okutturulabilen bir kitaptır kendisi.

Serinin diğer kitaplarını denk gelip almamıştım ama kitapyurdu’nda şu an indirimli fiyatı ile 2.43 tl. Eminim diğerleri de bu kitap kadar güzeldir. Kağıt kalitesi bu kadar güzel ve canlı iken, hikaye de bu kadar hoş bir anlatımla anlatılmışken bazı kitapların böyle bilinmiyor olması, meşhur olamaması bence çok acı. Oysa aynı kaliteyi yakalayamadığı halde ünlü olmayı başarmış birçok kitap öyle fahiş fiyatlarla satılıyor ki üzülüyor insan. İşte bu yüzden önyargıyı bırakıp kıyıda köşede kalmış kitaplara yönelmeli, onlara şans vermeli diye düşünüyorum…

Kuzey Çocuk Yayınları’ndan Uykudan Önce Altı Masal kitabı, üzerinde yazdığı ibare ile 3-6 yaş arası için yazılmış. Daha küçükler ve büyükler için de okunabilir.